banner76

ÇAKALOĞLU HALİL EFE

Dedem, uzun boylu, karakaşlı kara gözlü, ava meraklı, tüfeği omzunda adamdı. Köyde herkes ona “Halil Efe “ diye seslenirdi. Dedem, 1308 doğumlu olduğunu on iki yıl o cepheden diğer cepheye gönderilerek askerlik yaptığını kış gecelerinde ocakta yanan zeytin odunlarının çıkarttığı seslerin arasında bizlere masal gibi anlatırdı.

Dedem mes adı verilen deriden çoraba benzer ayakkabı giyerdi. Abdest alırken de onları çıkartmaz sağ eline aldığı suyla elini ıslatıp mesinin üzerine sürer böylece ayak yıkama işlemini tamamlardı. Mesleri gece yatarken çıkartmasının nedenini bir akşam yine hepimiz toplandığımızda anlatıvermişti.

Dedem;

- Savaş bitmişti. İzmir’de Yunanlıları denize dökmüştük. Artık bizleri evlerimize gönderiyorlardı. Sevkiyat kara trenleydi. Trene binerken öyle yorgun ve bitkindik ki… Günlerce uyumamıştık. Uyku demek ölüm demekti. Elbiselerimizle çarıklarımızla tüfeğimizle yatmıştık aylarca. Ayağımızdaki çarıklar tenimize işlemişti. Umurumuzda değildi. Açlığımızı, susuzluğumuzu, bedenimizi düşünmek aklımıza gelmiyordu. Sevkiyat treni kömürle çalışıyordu. Makinistlerin yanında bir de kömürcü olurdu. Durmadan kazanın altına kömür atarlardı. Kömür atmazlarsa sönen kömürler tutuşmakta zorlanır o zaman kara duman çıkar o duman da yüzümüzü gözümüzü boyardı. İzmir’den Germencik’e gelinceye kadar öyle de olmuştum. Yüzüm gözüm kapkara olmuştu. O trenle Germencik istasyonuna geldim. Geldim ama bir çuval gibi yığıldım kaldım. Köye –Hıdırbeyli’ye – anamgile haber gönderdim.  Gelin beni alın diye. Beklemeye başladım istasyonda. Yorgun bedenim daha fazla dayanamadı uyumuşum. Uyandığımda eşeğiyle bir adam duruyordu karşımda.

“Merhaba asker” dedi. 

Nerelisin nerden geliyorsun diye sorunca ona; “Hıdırbeyli köyündenim eve haber saldım gelip beni alacaklar onları bekliyorum” dedim. 

Köylü “Ben de Hıdırbeyli’denim. Buğdayım vardı, ilerideki değirmene getirdim. Dönüşte istasyona uğrayayım, dedim. Bak kısmete sana rastlamak varmış; hadi atla eşeğe de seni götüreyim” deyince biran önce eve varma arzum baskın çıktı. Evden gelecek olanı beklemeden teklifi kabul ettim. Ben eşekte adam eşeğin ipini tutarak yürümeye başladık.  

Köylüm yol boyunca belki ben oyalanırım diye hiç durmadan savaşı anlattırıyordu. Oysa ben biran önce anamın babamın boynuna sarılmak, sıcak tarhana çorbasını ve yatağı düşlüyordum. Tam yolu yarılamıştık ki köyden üslüğünü alnının ortasından arkaya doğru bağlamış, eşeğin üstünde doludizgin gelen bir kadın gördük. Bu benim anamdı. Köylü bana dönüp “sen hiç cevap verme ben anana müjde vereceğim” dedi. Ben de olur dedim ve sessizce eşeğin üzerinden onların konuşmalarını izledim. Köylü, anam yaklaşırken yüksekçe sesle sordu?

-Nereye gidiyorsun Emine Teyze? Hayırdır.

-Oğlum gelmiş. Halilim on iki yıl sonra döndü. Haber salmış gelsin beni anam alsın demiş. Onu almaya gidiyorum.

Ana yüreği yanık olur. Anam da bir yandan sevinç gözyaşı döküp bir yandan ellerini açıp açıp dualar ediyordu. İki eşek birbirinin yanına yaklaştı. Ana - oğul biz, birbirimize baktık. Anam eşeğini sürüp geçti. Anam baktı beni tanıyamadı. Ne yalan söyleyeyim gözyaşlarım hazır bekliyormuş iki damla akıverdi. O güne kadar hiç ağlamamıştım ama anamın beni tanıyamaması bir savaşın insanı insanlıktan çıkarttığının ispatıydı.  Köylü bu durumu gördü ve anamın arkasından seslendi. ”Emine Teyzee… dön dön… Bak bu Halil! Tanıyamadın mı?”

Annem bu seslenişe karşı hemen geri döndü eşeğini rüzgar gibi sürdü yanıma yaklaştı ve “Halilimmm“ diye çığlık attı. İkimizde sarıldık orada tek vücut olmuştuk anamın dokuz ay taşıdığı karnında nasıl koruma altındaysam öyle hissettim kollarını doladığında. Hüngür hüngür ağladık. O beni öptü ben onu. Bizim kavuşmamız köylüyü de çok etkilemişti. O da bizimle birlikte ağladı.  Eve mutlulukla döndüm. Evde beni komşularımız bekliyordu. Hepsi de hoş geldin, memleketimizi kurtardın EFE, YİĞİT, ÇAKALOĞLU, GAZİ, EVLAT diyerek öpüyordu. Kimisinin oğlu dönmemiş kimisi hala haber bekliyordu. Bekleyenler için ben bir umuttum.

Beni eşekten indirip hazırladıkları yatağa uzattılar. Eksik olmasınlar anamı kötü günde yalnız bırakamayan dostlar bu gün de yanındaydılar. İçlerinden teyzem ayağımdaki çarığı çıkartmak üzere eğildi. Yırtık çarıklı ayağımı iki eline aldı az oynattı ve çekti. Ayak derim çarıkla birlikte koyun yüzer gibi çarıkla çıktı. Diğer ayağımı aldı bu kez onu da çıkarırken onda da aynı şey oldu. Kıpkırmızı soyulmuş deri görüntüsü kadınları çok üzmüştü. Acıdığını sandılar. Oysa hiç acısını hissetmemiştim. O güne kadar duyduğum en büyük acı vatanımın düşman işgalinde olduğunu bilmekti. Kurtuluş savaşı sona erince bitmişti o acı.

 Diyerek o günkü hikayesini sonlandırdı.

Dedem odanın penceresinden avluyu seyretmeyi çok severdi. Sabah yanan ocağın közlerinde çayını demler, çayını yudumlarken bahçedeki portakal ağaçlarının altında sarılı, morlu açan sümbüllere bakarak etrafına emirler yağdırırdı. Dört odalı evin alt katındaki oda ve eklentiler kendisi ve babaannem için, üst kattaki odalar yengem - amcam ve torunları içindi. Babaannemle evlenmesini de merak ederdim. Bir gün onun öyküsünü de anlattı.

-Yaralarım iyileşti. Yemek içmek derken sağlığıma kısa zamanda kavuştum. Anam ”evlendirelim gari seni “dedi ve Köyün güzel kızı Hafizeyi uygun gördü. Anam dört dörtlük düğün isterim diye babama tutturdu. Köyde sözü geçer varlıklıydı babam. Coşkuyla düğün hazırlıkları başladı. Üç gün üç gece süren düğünlerde keşkekler yapıldı, davullar çaldı. Tam Yörük düğünü oluyordu. Düğünün ikinci günü çeteler meclis dediğimiz düğün meydanını bastı. Ortalık toz duman. Ben karşılık verdim. Silahlar konuşmaya başladı.  Babam o meydanda ah sesiyle yere düştü. Babam kanlar içindeydi. Çeteler babam vurulunca atlarını sürerek kaçıp gitti.

Babamın başına vardığımda  “düğün olsun. Meclis bozulmaz. Misafirlere ayıp olur Ben iyiyim merak etme“ dedi. Ben de ona inandım güvendim. Arkadaşları ve akrabalarımızdan üç kişi babamı hemen  Germencik’e istasyona, oradan da trenle İzmir’e götürmüşlerdi. Düğün bitti Babaannen gelin geldi ama babamın da acı haberi geldi. Savaş sonrası çapulcular çoktu. Efelerin kahramanlıklarını çekemezlerdi. Düğün de geri kalmıyor, ölüm de ne yazık ki….

Dedemin savaş anıları hiç bitmezdi. Ocak başında babaannem mısır patlatırken ısınması için uzattığı ellerindeki parmaklarının bükülü olmasını da sorardık. Anlattığını bir daha anlatması bile hoşumuza giderdi.  Onun anlattıklarını ne yazıp saklayabilecek ne de kasete alabilecek imkânlar yoktu. Onun hikayeleri benim için, dilden dile kulaktan kulağa gönülden gönüle geçmiş öykülerdir.

Dedem Yemene de gitmiş. Neden savaştığını bilmeden diğer arkadaşlarıyla sefalet içinde geçen, bitmek bilmeyen Yemen savaşından sağ kurtulduğu için şükrederdi.

Dedemin sağ elinin baş parmağının hikayesi çocukluğumda izlediğim Çanakkale savaşlarını anlatan filmin bir sahnesi miydi? Yoo hayır gerçekten yarısı kopuktu. Sonra deri kalınlaşmış zaten küçük olan parmak havada kalmış gibiydi.

O günü şöyle anlatıyordu. “Bölüğümüz düşmanla amansız bir çatışmaya girmişti. Her taraf cehennem gibiydi. Silah sesleri darı patlatırken çıkan ses gibi” pat.pata-pata-pat pat “  ardı ardına geliyor kurşunlar yağmur gibi yağıyordu her tarafta kan ve ölülerle doluydu. Arkadaşımla ben kendimizden geçmiş sürekli kurşun sıkıyorduk. Bir ara tam nişan aldığımda karşı taraftan gelen kurşun başparmağımı parçalayıverdi. Bir sızı hissettim akan kanla. Silahlarımızın namlusu da  ateş gibi olmuştu üstelik şişmişti. Nasılsa arkadaşım şöyle etrafına bakınca koca bölükten iki kişi kaldığımızı görmüş ve bana “iki kişi kalmışız Halil geri çekilelim uyarısında bulundu. Ben de ona uydum. Siperden çıkmak üzere hazırlanırken dikkatlice etrafımıza baktık. Ama geç kalmıştık. Düşman bizi çember içine almış ilerliyordu. İlerlerken süngüyle ölülere bakmayı da ihmal etmiyordu. Ağrılı olan asker arkadaşımla kucaklaşıp helalleştik. Teslim olmayacaktık. Kurtulmamız lazımdı. Esir de düşmemek için siperde üst üste yığılı onlarca askerin altına yatarak ölü numarası yapmaya karar verdik ve hızlıca ölmüş bir askeri kucaklayıp altına uzandım. Et yığını gibiydik. Düşman askerleri sevinç çığlıkları ata ata yaklaştı. “Hiç Türk kalmadı hepsini öldürdük” diye mutlulardı. Ellerindeki süngülerle üst üste ölmüş askerlerimizin üste olanlarını süngüleyip geçiyorlardı. Benim de üstümdeki askeri süngülediler beni fark etmediler, ettiyse de ölü sandı. Öylece kurtuldum. Herkes gitti ortalık sessizliğe gömüldü. Biz iki arkadaş tekrar birbirimize sarılıp şükrettik. Kurtulmuştuk. Yeni cephelerde düşman gidinceye kadar savaşmak üzere yola çıktık.

1967 yılında 11 yaşındayken dedemi kaybettim. Mezarı Hıdırbeyli’de. Efe ve gazi torunu olmaktan gurur duyuyorum. Elimde ondan kalan efe fotoğraflı bir resmi ve anıları var.  O, biz rahat ve huzur içinde yaşayalım diye savaştı. O, on iki yıl askerlik yaptı. O, her sene Aydın’ın kurtuluşunda efe elbiselerini giydi. Bize en büyük zenginliğin özgürlük ve bağımsızlık olduğunu yaşadıklarından örnekler vererek öğretti. Ne mutlu bana! Şerefli, vatansever, ecdadım geriye, Ay -yıldızlı kırmızı beyaz sonsuza kadar dalgalanacak bir bayrak, bitmez tükenmez vatan sevgisi ve onurunu taşıdığımız bir ad bıraktı. Onun ruhunu adıyla yaşatan torunu Halil Çetinkaya’ya teşekkür ederim. Dedemin ve onun gibi vatanı için çarpışan tüm şehitlerimizin Ruhu Şad olsun!

YORUM EKLE
YORUMLAR
Selim Soydemir
Selim Soydemir - 6 gün Önce

Sevgili Havva,
Eline, kalemine sağlık. Ne güzel anlatmışsın dedeni.
Onlara o kadar çok borcumuz var ki, ne yapsak ödeyemeyiz.
Hepsine minnettarız.
Ruhları şad olsun.

Firdevs Posacı
Firdevs Posacı - 5 gün Önce

Göz yaşlarımı tutamadım vatan savunmasında bu muhteşem insanlar olmasa biz de olmazdık ne mutlu böyle asil bir ecdadın var. o dönemlerde askerden sağ dönebilen bu yöredeki insanların benzer hikayeleri var, gerçekten yokluklara rağmen vatan için savaşan bu insanları asla unutmamalıyız, iyi ki varsınız Havva hanım hikaye olsun gerçekler olsun sizden dinlemek ve yazdıklarınızı okumak başka güzel, kaleminiz daim olsun sevgilerimle!

Nezihe ozyer
Nezihe ozyer - 5 gün Önce

Tebrikler duygulandim seninle gurur duydum

Orhan Düsünceli
Orhan Düsünceli - 5 gün Önce

Havva hanim....Dedenizi degil ama Nenenizi ve diger Cocuk ve Torunlarini Bahce komsusu olarak tanidim.. Hele bahcedeki Mese agacinin altinda. Iyikide tanimisim.. Inanin ..Atalarinizda sizinle ve Torunlari ile gurur duyardi..Kaleminize saglik..