Halt etmiş o, ‘’zeytinyağlı yiyemem.’’ diyen General Marshall !
Homeros’un gölgesinde oturduğu zeytin ağacı yaşlı bilgenin kulağına şöyle fısıldar:
"Herkese aitim ve kimseye ait değilim. Siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım."
Zeytin ağacı ne midir sevgili dostlar?
Bir sevda öyküsüdür zeytin, bir tutkudur; edebiyata, şairlere, yaşamın ta kendisine konu olan…
Bedri Rahmi Eyüboğlu “Sitem” şiirinde;
“Önde zeytin ağaçları arkasında yâr/Sene 1946 Mevsim Sonbahar/Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim/Dalları neyleyim/Yâr yoluna dökülmedik dilleri neyleyim/Yâr yâr!”
dizeleriyle zeytin ağaçlarının resmedildiği bir tablo sunmakta, geçmişle ilgili sevgilisinin de yer aldığı bu tablo karşısında aşkın getirdiği yılgınlığı seslendirmektedir.
Nazım Hikmet Şeyh Bedrettin Destanında zeytini: “Duyduk ki bu işler duyulur da durmak olur mu? /Bir sabah erken/Haymana Ovası’nda bir garip kuş öterken/
Sıska bir söğüt ağacı altında zeytin tanesi yedik…” dizeleriyle şiirine taşır.
Şair “Yaşamaya Dair” şiirinde,
“Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı/ yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin/
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil/ ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yani ağır bastığından.’’ der.
Şair Birhan Keskin “Zeytin Ağacı” dizeleriyle zeytin ağacını şiirleştirir.
“Çok durdum, hiç gitmedim ben bu dağ başında/Rüzgâra ağladım bazen/
Bazen derdimin dibini saydım ıssıza/
Yaşlı, durgun bir zeytin oluşuma bakma/Şuramda bir su vardı ve şuramdan/
Neşeyle akardı aşağıya/ Ela bir kızı sevdim ben de zamanında”
İlhan Berk ise “Ne Böyle Sevdalar Gördüm” şiiriyle zeytini mısralarına taşır.
“Her akşam seninle/Yeşil bir zeytin tanesi/Bir Parça mavi deniz alır beni’’.
Köy Enstitülü yazar, şair Mehmet Başaran: “Ağaçların bilgesi, zeytindir kuşkusuz. En çelimsizi bile kendini kabul ettiren bir ağırbaşlılık, bir suskunluk içinde. Yaşlarını bilen yok. Roma’nın, Bizans’ın izlerini taşıyor bazıları. Zamanlar geçmiş, sahipler değişmiş ama onlar kendi ölümsüzlüklerinde. Gene kendi kendilerinin.” sözleriyle taçlandırır zeytini.
Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf romanında;
“… Orada erkeklerin uzun sırıkları küçük yapraklı dalları hızla vuruşları ve siyah kıvraklıklarının eteklerini bellerine sokmuş kadınların iki kat eğilerek, soğuktan sertleşen parmaklarla yerden zeytin tanelerini toplayışlarını seyreder yahut sırtını bir ağaca vererek yere bakardı. Bu buruşuk yüzlü ve her sene budanmaktan şeklini kaybetmiş eğri büğrü ağaçlar, uzun bir hikâyeyi anlatan garip şekilli harfler gibiydi ve herhalde Yusuf bunların dilinden anlıyordu.”
‘’Daha nice ustalarca nice sözler var söylenmiş ve söylenecek, nice satırlar var, nice mısralar var yazılmış ve yazılacak, zeytin ağaçlarının insanoğluna derin değer yoldaşlığı üzerine…’’ diyen büyük usta Tuncel Kurtiz’i de saygıyla anarken, zeytin ağacına âşık, zeytine gönül veren herkese selam olsun.
Zeytin, ülkemizin ve özellikle Ege Bölgesinin her şeyidir. Zeytin ağacı, uğruna şiirler yazılan, şarkılar yakılan, romanlara, öykülere, efsanelere konu olan, Van Gogh’un tablolarında ölümsüzleşen mitolojik bir ağaçtır. Coğrafyamızın, doğamızın süsü, insanımızın alışkanlığı, geçim kaynağı, yoksulun azığı ve gölgesidir.
Eski Ahit’te refahın ve bolluğun simgesi. Eski Mısır’da Tanrıça İsis’in meyvesi. Güneş Tanrısı Ra’nın aydınlanma simgesi. Eski Yunan’da bereket ve barışın temsilcisi Tanrıça Athena’nın armağanı. Tüm kutsal inanışlarda Tanrıların insanlara hediyesi; barış, bereket, bolluk ve aydınlanmanın sembolü.
2500 yıl öncesi Atina’sının Anayasasından. “Devlet malı veya özel mülkiyet farkı olmaksızın zeytin ağacını kesen veya deviren herkes mahkemede yargılanacaktır, eğer suçlu bulunurlarsa idam edilmek suretiyle cezalandırılacaklardır.” Zeytin ağacının tarihteki değeri.
Tarihte bu kadar önemli yeri bulunan zeytincilik; ülkemizde, özellikle Marmara, Ege ve tüm Akdeniz’de yaygınlaşmak için Cumhuriyetin kurulmasını bekler ki zeytincilik bir devlet politikası haline gelsin. Genç ziraat mühendisleri İtalya’ya zeytincilik eğitimine gönderilir. Yüzbinlerce zeytin ağacı dikimi yapılır, üretimin arttırılması sağlanır. Bornova’da Zeytincilik Araştırma Enstitüsü kurulur.
"Zeytincilik Kanunu" olarak bilinen ve 1939 yılında hayata geçen 3573 sayılı ‘’Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’’ bugüne kadar ülkemizdeki zeytinliklerin korunmasında kilit rol oynar.
Bugün! Meclis’e sunulan madencilikle ilgili “torba teklif” adeta “adrese teslim” düzenlemeler içerirken, 75 yıllık Zeytin Yasası Maden Yasasına kurban edilmek istenir. Nerelerden nereye?
“Her güzel şeyin bir sonu vardır.’’ derler ya hani! Güzel bir gecenin, gündüzün, haftaların, ayların, yılların. Ve hayatın…
Maden Kanunu yönetmeliğinde yapılması planlanan dolaylı düzenleme ile Zeytinliklerle ilgili özel yasada herhangi bir değişiklik ya da istisna söz konusu olmasa da ‘’değişiklik’’, normlar hiyerarşisine aykırıdır, bir yöntem saptırmasıdır. Usul anlamında da doğru değildir. Bu durumda, ölümsüz ağacın ve zeytinciliğin adeta sonunu getirmek amaçlanmış gibidir.
Eğer ki tüm değişimler durursa her şeyin değişmesi durumu değişir. Böylece değişim devamsızlığının devamı sonsuza kadar gider. Ki bu, değişimin bitmemesi demektir.
Zeytincilik, çevre, madencilik, adı her ne olursa olsun; Cumhuriyet Türkiye’sinin tüm kazanımlarının değişiminin bitmemesi için, tüm değişimlerin durdurulması bir zorunluluktur.
Her yıl Meclis kapanmadan önce sermayenin çıkarlarını koruyan, kapsayıcı olmayan, kişiye özel düzenlemeler apar topar komisyona getirilip yangından mal kaçırırcasına geçirilmeye çalışılır. Bu düzenlemelerin ülkemize verdiği zararın örnekleri o kadar çoktur ki.
Zeytinlikleri talan etmek için getirilen bu düzenlemeye de aynı pencereden bakmak gerek. ‘Ülkemizin enerji ihtiyacı yerli ve milli kaynaklarla karşılanıyor.’ yalanıyla zeytinliklerimiz, doğamız, birileri zengin olsun diye yok olmakta. Daha önce defalarca denenen, yargı engeli ve kamuoyu baskısı ile geri çekmek zorunda kalınan düzenleme yine gündeme geliyor.
Yapmaması gereken sorumlu sorumsuzlar, ajandasında olan her şeyi yapmaya çalışıyorken, sadece bunun için uygun zamanı kolluyorlar. Zeytinlikler talan edilecek.
Düzenlemede madencilik faaliyetinin başlayabilmesi için ilgili firmaların "sahayı rehabilite ederek eski haline getireceğini taahhüt etmesi şartı", pardon kandırmacası olsa da ağaçların taşınması ekolojik ortamların taşınması anlamına gelmiyor. Ekosistemi taşıyamazsınız. Zeytinlik, olduğu ortamda zeytinliktir. Zeytinliği taşıyacağınız yer yoktur. Varsa zaten orası da zeytinlik yapılmıştır. Madencilik faaliyetinin bitiminde o alanın tekrar zeytinciliğe uygun hale gelemeyeceği çok açıktır, sadece kamuoyunu yanıltmak amacıyla konulmuş bir şarttır.
Restorasyonun oldukça maliyetli bir iş olduğu ve şirketlerin tahrip ettikleri alanlarda işlerini bitirdikten sonra batmış gibi gösterilip, tüm bu maliyetleri kamuya yüklemeleri gibi uygulamaların göründüğü unutulmamalı.
Yabancılar Ege’yi evliya Çelebi’nin sözleriyle, ‘’Dağlarından yağ akar, ovalarından bal akar’’ diye tarif etmişler yıllar boyunca. İncirden ve zeytinyağından söz etmişler.
İlk demir yolunu Selçuk-İzmir arasına döşemiş bu ülkeyi sömürmek amacıyla gelen yabancılar.
Aydın Ovası’nın bereketini önce İzmir Limanına, sonra Avrupa’ya taşımak için. Taşımışlar da. Aldığımız borçları ödeyemeyince, kurdurmuşlar Düyun-u Umumiye’yi; her şeyimize el koymuşlar. İncirimiz, üzümümüzü haraç, mezat almışlar.
Bu topraklar zenginliğiyle, bereketiyle yüzyıllar boyunca tüm ülkelerin sahip olmak istediği, bu uğurda savaştığı yer olmuş. Hâlâ gizliden bir savaş sürüyor.
Stratejik konumumuz hakkında konuşmaya gerek bile yok. Biz Asya’nın Avrupa’ya açılan kilidiyiz. Bu ülke Tanrıdan bize bir armağan. Tıpkı bizlere verilen hayat gibi. Eğer bir gün cezalandırılacaksak, verilen hayatın kıymetini bilmediğimiz için olacak.
Kimseye ihtiyacımız yok bizim. Bu topraklar bize baktı, yine bakar. Yeter ki sahip çıkmasını bilelim.
Eylem olmadı mı vizyon bir rüyadır. Vizyon olmadan eylem ise zaman geçirmektir. Eyleme sahip vizyon dünyayı değiştirir.
İsmet Bozkurt 11 Ay Önce
Türk tarımını bitirmek üzere planlanmış Şiir, şarkı neyse odur işin özü. Kalemine yüreğine sağlık Metin Devrim
Mehmet Palandız 11 Ay Önce
Tebrik ederim güzel bir makale ; Zeytinyağlı yiyemem aman türküsünün sanıldığının aksine sıradan bir türkü değil. Siyasi ve ekonomik nedenleri olan tarihi bir hikayesi var.