Yeşilin en güzel tonları ağacın, çiçeğin yaprağında ve gökkuşağında bulunur. Falih Rıfkı Atay’ın, Taymis Kıyıları eserinde belirttiği “Yeşile koşan Londra’yı gördükçe, denizi kovan İstanbul’u düşündüm.” Cümlesini anımsarım…
Yazar, sanayi devriminde kirlenen, yeşil dokusu yok olan Londra kentini, canlı yaşamaz hale getirilen Thames Nehrini, temizlenişini, kentin tekrar yeşile dönüşünü, denizden ve yeşilden kaçan İstanbul’u anlatır…
Türkiye’de sadece İstanbul değil yurdun dört bir yöresinde ormanın, yeşilin ve mavinin katledildiğini, madene, kömüre, baraja, jeotermal santrala teslim edildiğini görüyor, kahroluyorum…
Yeşil katliamı bununla kalmıyor. Kentlerin nefes aldığı, doğal afet anında halkın sığınacağı, barınacağı yeşil alanlar, korunmuyor. Bırakın korumayı halkın karşı çıkmasına rağmen imara açılıyor. Kentlerin dokusu bozuluyor…
Ağacın, ormanın, meraların getirime kurban edildiğini, denizlerin, nehirlerin, su kaynaklarının kirletildiğini, tarım topraklarının zehirlendiğini görmek doğa âşıklarını üzüyor…
Türkiye’nin dört bir yöresinde maden aramak, JES, RES, HES, oto yol, yapmak için ormanlar, meralar, yaylalar, birinci sınıf tarım alanları talan ediliyor. Orman talanı, Anadolu’nun talandan ve kıyımdan kurtulmuş yeşil dokusunu yok ediyor…
Orman ve ağacın yeşili yaşam demektir. Su demektir. Yiyecek, meyve demektir. Yaban hayatı demektir, Oksijen demektir. Anadolu ormanları binlerce yıl yağmalandı, eskiden orman olan alanlar şimdi bozkır haline geldi…
Doğa, talan edilen, yakılan ormanları, yeşil dokuyu, sulak alanları insanın gözünün içine sokarcasına tekrar geri getiriyor. Antik kentlerin üzerini çam, meşe, sandal ve zeytin ağaçları ile kaplayarak benim ağaçlarımı kesmekle, yakmakla beni yok edemezsiniz, siz yok olursunuz mesajını verir…
Dört mevsimin bir arada yaşandığı Türkiye’de hangi bölgede hangi ağacın, bitkinin, canlının yaşayacağına doğa karar verir. Aklımızın bir köşesine yazmamız gereken en önemli bilgi, doğanın geliştirdiği ekosistemin, canlılar için yaşam kaynağı olduğudur. Ekosistem yok edilirse canlı yaşam da yok olur…
Maden ve kömürü çıkarmak. Jeotermal akışkandan, rüzgâr enerjisinden yararlanmak, baraj ve göletleri doğru ve doğayı kirletmeyecek, ormanları yok etmeyecek yerlerde kurmak gerekir…
Bilimden ve halkın taleplerinden uzak uygulamalar, fayda sağlamaz. Bunun örnekleri geçmişte çok görüldü. Geleceği kurtarmak, doğru planlama; bilimle, doğayla dost olmak ve halkla birlikte hareket etmekle olur…
Doğayla dost yaşamak; canlıları öldürmeden, ağaç kesmeden, bataklıkları, nehirleri, dereleri, gölleri, denizleri, yeraltı-yerüstü su kaynaklarını kirletmeden, kurutmadan korumakla olur…
Bunu gerçekleştirmek bilime inanmayı, halkla birlikte olmayı gerektirir. Halka mal olmayan hiç bir uygulama, doğayı ve yeşili kurtaramaz…
niyaz.bayrak@ gmail 4 Gün Önce
Doğa ekosistemle daha iyi korunur.Zeytin incir pamuk para etmezse ormandan yakınında yaşayanlar yararlanmazsa insanda ekosistem içinde dengeyi sağlamak hükümetin siyaset üretmesine bağlı.. teşekkürler...temenni güzel yazı
Levent Ünal 4 Gün Önce
Tebrikler
Mehmet Kaçmaz 4 Gün Önce
İsmail Abi, Öncelikle emeğinize ve yüreğinize sağlık. Halka rağmen siyaset yapılamaz. Birleşen Halkı da HİÇ BİR GÜÇ DURDURAMAZ. Ülkemizin doğasının, yaşam alanlarının , ekolojik yapısının talanının önünü açan, Şirketlere her türlü desteği veren Tek Adam Rejimini Karşısına almayan hiç bir mücadele de başarılı olamaz. Yaklaşan 1 Mayıs ta birlik, dayanışma ve mücadeleyi daha fazla büyütelim. Selam ve sevgilerimle.
İsmail Türkbay 3 Gün Önce
Yorumunuz için teşekkür ederim. Doğaya uyum sağlayamayan bir canlının sonsuza dek yaşam şansı yoktur. İnsan doğayı kendine uydurduğunu zannediyor ama yanılıyor. Doğa sonunda galip gelecektir. Selamlar, saygılar.
İsmail Türkbay 3 Gün Önce
Teşekkür ederim selamlar, sevgiler.