ÇEVRE İÇİN ‘’YARIN’’ ÇOK GEÇ (IV) TİMSAH GÖZYAŞLARI!

ÇEVRE İÇİN ‘’YARIN’’ ÇOK GEÇ ( I ) başlıklı yazı dizimin başlangıcında; yapılması gereken bir iş için, HERKES, BİRİSİ, HERHANGİ BİRİ ve HİÇ KİMSE yola çıkmış; HERKES’ in, HERHANGİ BİRİ’nin yapacağından emin olduğu bu işi HİÇ KİMSE yapmayınca, HERKES, BİRİSİ'ni suçlamıştı...

Çevresel kirlenmeye neden olan mevcut koşulların pervasızca devam etmesi durumunda, ‘ÇEVRE İÇİN ‘’YARIN’’ ÇOK GEÇ ‘’olurken, sonuçlarından belki HERKES kaçabilecek ama BİRİSİ asla saklanamayacak…

BİRİSİ’ mi?

Şimdilik devam edelim…     

İnsan emeği dâhil, doğanın her parçasını metalaştıran kapitalist üretim ilişkileri, çevreyle ilgili krizi giderek artan bir şekilde derinleştirmektedir. Ekolojik suçların üstünü örtmeye çalışan hükümetler, iklim krizine karşı da sorumsuzca davranmaya devam ediyorlar. Gerçek tahribatları örtmek için düzenledikleri zirveler, verip tutmadıkları sözler, şirketlerle birlikte ürettikleri sözde ‘'yeşil’' projeler ve reklamlarla iklim krizini engelliyormuş gibi yapıyorlar. Fosil yakıtların kullanımının durmadığı gibi, ‘'yeşil kalkınma’' stratejileri emek ve doğa sömürüsü üzerinden devam ediyor. "Enerjide dönüşüm", dünyada yeniden madencilik furyasını tetiklerken, güvenlikçi politikalar ile sömürü ilişkilerini güçlendirip yaygınlaştırıyor.

Birleşmiş Milletlerin 1972 yılında Stockholm’de düzenlenen Çevre Konferansında aldığı kararla 5 Haziran’ı Dünya Çevre Günü ilan etmesinin üzerinden 53 yıl geçti. Çevre sorunları hakkında farkındalık yaratmak amacıyla ilan edilmesine rağmen, dünyanın içinde bulunduğu gidişat göz önüne alındığında aslında hiç de kutlanası bir gün olmayıp, BM doğa konusundaki reklam kampanyasından ibaret olduğu kanaati oluşturuyor.   

Hemen hemen tüm çevresel sorunların kaynağı olan kapitalist sistem, yok oluşa sürüklediği dünya üzerindeki yaşamla ilgili ‘’evzilenmek’’ dışında bir öz eleştiri yapmıyor. Sorunun öznesine, yani kaynağına hiç değinmeden, kendisini gizleyerek, “-malı, -meli” türünden anlamsız, içi boş mesajlarla geçiştiriyor, yeri geldiğinde hepimizden çok üzülmüş gibi timsah gözyaşları döküyor bu özel günlerde. En yetkili ağzından, özellikle iklim krizine karşı her yıl gerçekleştirilen COP (Taraflar Toplantısı) toplantıları sonrası “Umduğumuz sonuç çıkmadı, üzgünüz.” açıklamaları yaptırıyor. Bu toplantılarda, çoğu bilimsel verilerle ortaya konan felaket senaryolarına dayalı tespitlerden sonra temennilere geçiliyor, toplantılar bitiriliyor.

Isınmanın 1.5 derecede tutulması hedefi bu nedenle arttırılırken, son zamanlarda 2 ila 2,5 dereceden söz edilmeye başlandı. Hükümetler arası iklim değişikliği panelinin (IPCC) raporuna göre; dünyada 1 santigrat derecelik küresel ısınma daha fazla hava olayları, yükselen deniz seviyeleri ve arktik (Kuzey Kutbu ve çevresi) deniz buzlarının erimesi olarak bize geri dönüyor. 1.5 derecelik bir küresel ısınmada denizler yükselecektir. Fakat bu ısınma 2 dereceye çıkarsa, 2100 yılında küresel deniz seviyeleri 10 cm daha yükselmiş olacak.

1.5 derecelik bir küresel ısınmada mercan resifleri yüzde 70-90 kadar azalırken, 2 derecede mercan resifi kalmayacak. Okyanusların sağlığı için kritik önemde olan mercan resifleri, okyanus tabanında yüzde 0,1’den daha az yer kaplamalarına rağmen, mercan resifi ekosistemleri, bilinen deniz türlerinin en az yüzde 25’i için yaşam alanı sağlıyorlar. Yani mercan resifleri yok olursa okyanuslar hastalanır, okyanuslar hasta olursa bunun ceremesini ‘’HERKES’’ çeker…

Sorunun kaynağı olan kapitalistler bunun farkındalar ancak, insafsızca ve hep olduğu gibi ahlaksızca, hiçbir şey yapmamayı tercih ediyorlar. Hatta felaketleri paraya çevirme derdindeler. Kömürden, fosilden vazgeçelim ama ‘yenilenebilir-temiz’ ambalajında, doğayı ve emeği sömüren yeni enerji kaynakları yaratalım, yeni teknolojileri pazarlayalım. Bu teknolojilerin doğa yıkımına neden olması, iklim krizini durdurmak bir yana, daha da arttıracak etkiler oluşturması zerre kadar umurlarında değil.

Diğer yandan insanlığın uyguladığı bu acımasız düzen sadece kendi türünü değil tüm dünya üzerindeki yaşamı da yok ediyor. Dünyadaki canlı nüfusunun sadece 0.01’ini oluşturan yaklaşık 8 milyar insan, var olduğu günden bu yana gezegendeki vahşi hayvanların yüzde 83’ünün, bitkilerin ise yarısının yok olmasına neden olmuş durumda…

Güneş Sistemi'nin dışından gelip dinozorların kaderini belirleyen o mermi olmasaydı, belki de dinozorların katline de homosapians sebep olacaktı!...

Yeryüzüne çarpma zamanlaması Kretase-Paleojen sınırı ile denk gelen gök taşı sığ suya çarptı, göğe püsküren kaya tozları atmosferi sarmaladı, gezegeni ciddi şekilde soğuttu ve devamında uzun bir kış başladı. Fotosentez bitti, besin zinciri bozuldu, Dünya'daki türlerin yüzde 70'i öldü.

Tahmini10 kilometre çapıyla, yaklaşık 180 kilometre çapında krater oluşturan Chicxulub ile adeta bir yarış halindeyiz ve eğer kazanırsak, kaybeden HERKES olacak!...

Her şeyin kötüye gittiğini ölümün sınıfsallığı üzerinden birkaç örnekle rakamlara dökersek:

- BM’nin Dünya Çevre Günü’nü ilan ettiği 1972 yılında dünyadaki her 10 kişiden 1’i hava kirliliğinden etkilenirken, bugün 10 kişiden 9’u kirli hava solumak zorunda.

- DSÖ’nün 2019 verilerine göre; nüfusun yüzde 99’u hava kalitesinin kötü olduğu yerlerde yaşıyor.

- İç ve dış ortam hava kirliliğine bağlı erken ölüm yılda 6,7 milyon.

- Sadece dış ortam hava kirliliğine bağlı erken ölüm yılda 4,2 milyon.

- Ölümlerin yüzde 89’u düşük ve orta gelirli ülkelerde.

- Yeni doğan bir bebek hava kirliliği nedeniyle eksi 20 ayla yaşama başlıyor.

- Hava kirliliği kaynaklı akciğer kanserinde hastalar diğer kanser türlerine göre ortalama 5 ay erken ölüyor.

Tabloya baktığınızda ortaya çıkan sonuçları görebiliyor musunuz?

Ölenler hep biziz…

Yani…

Dünyanın, emeği ile geçinenleri, yoksulları…

Azrail de bir kapitalistmiş aslında!...

Bizim sınıfın düşmanı da O!...

Şiir söz imbiğinin en damıtılmışı, en büyülüsü ise; şair Derya Cesur’un zaman zaman Nâzım Hikmet’e atfedilen şiirini okuyalım.

DİLEYELİM Kİ BİZ ÖLDÜK

Diyelim ki
biz öldük, siz kaldınız.
Diyelim ki kurudu ormanlar,
nehirler, yuvalarında kuşlar.
Diyelim ki
ateş olup küller üfürdünüz memlekete.
Baktınız,
kalmamış yakacak tek bir ağaç,
sönmeyen ocak, akacak tek damla gözyaşı.
Sonra?

Geçip ortasına ölümün
düğün mü kuracaksınız?
Diyelim ki kurdunuz,
külden ağaçlar, uçmayan kuşlar,
ağıtlar, bu ziftli yaslar sarmışken toprağı
mutlu mu olacaksınız?

Bize nasip bunca kalp ağrısından
size tatlı huzurlar kalır mı dersiniz?
Yazık!

Davaya ibadet diye diye, toprağına ihanet edensiniz.

Lakin unutmaz toprak.

Bakın göreceksiniz.

Yakan,

Yıkan,

Bozan,

Ölüm saçan ellerinizden ayırmayın gözünüzü.

Onlar boğacak sizi.

Yavaş ve acı içinde kesilecek nefesiniz

henüz gelmeden eceliniz.
Yaktığınız can kadar yanacaksınız.

HERKES’ in, yapacağından emin olduğu o işi yapmayınca suçladığı BİRİSİ vardı.

Kim miydi?

Ben. Sen. O. Biz. Siz. Onlar. Yani. Bir Dünya dolusu insan…

                                                                  BİTTİ!...

Dünya bize atalarımızdan miras kalmadı, çocuklarımızdan ödünç aldık onu.  

Tüm korkumuz ve endişemiz, bir noktada Dünya’nın kendini yenileyemeyecek, tüm canlılar için bir yaşam alanı olamayacak duruma gelmesi...

Yine de çözüm için geç değil!

Yaşanası bir Dünya için, yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadeleye devam; teslim olmak yok…

Dünyada iki tür insan vardır; iyiler ve diğerleri insan değildir zaten…

Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…  

YORUM EKLE

banner158