EMPERYALİZMİN KORKULU RÜYASI TÜRK KÖYLÜSÜ!

Anadolu’da kurulan bütün devletler köylüyü üretim aracı ve asker kaynağı olarak gördü. Köylü,  cumhuriyet ilan edilmeden önce “Osmanlı Padişahının gözünde hiç bir hakka ve özgürlüğe sahip değildi. O, kayıtsız şartsız padişaha tabi olmak, çalışmak, üretmek, çağrıldığı zaman askere gitmek, Gayrimüslimse dinini değiştirmemek, Müslüman’sa Sünni olmak zorundaydı. ” (1)

Osmanlı Devletinde tarım toprakları devlete aitti, toprağı işleyen, asıl sahibi köylüye verilmesi gerekirken, “16. Yüzyıldan itibaren, Sipahilerin, İstanbul ve taşrada görevli üst düzeydeki devlet memurlarının eline geçmeye başladı.” (2)  Köylünün, doğuştan gelen, hakları elinden alınmış, toprağa bağlı yaşamak zorunda bırakılmıştı.

1. Dünya Savaşında mağlup olan Osmanlı devleti, savaşın galibi devletler ile Sevr anlaşmasını imzaladı. Anlaşma ile Anadolu, emperyalistlerin eline teslim edildi. Yunanlılar hemen harekete geçip fiili işgale başladı…

Binlerce yıldır toprağa bağlı, yarı aç, yarı tok yaşayan ve doğuştan sahip olduğu hiçbir hakkı tanınmayan Anadolu köylüsü, işgal edilen vatanı kurtarmak, Türk halkını özgürlüğüne kavuşturmak için harekete geçen Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yanında yerini aldı. Gönüllü asker oldu savaştı, yaralandı, şehit oldu geri adım atmadı. Askerlik yapamayacak yaşlılar, sakatlar silah ve cephane üretti…

Anadolu kadını da boş durmadı, yeri geldi silaha sarılıp dağa çıktı ve düşmanla savaştı,  yeri geldi cephede savaşan Türk askerinin iaşesini hazırladı, giyeceklerini dokudu, çorabını, işliğini ördü. Cepheye silah, mühimmat, su ve yiyecek taşıdı. Savaşın kazanılmasında, düşmanın Anadolu’dan atılmasında büyük yararlılık gösterdi...

Köylünün vatanına bağlılığı ve vatan sevgisi, Cumhuriyetin kurucu kadrosu tarafından unutulmadı. Savaştan sonra Anadolu’da kurulan Tük hükümetinin ilk başbakanı İsmet İnönü, “Anadolu ortasında kurulmuş bir köylü hükümetiyiz, köylü aşığıyız,” (3) Sözleriyle köylüye verdikleri önemi ilk ağızdan dile getirdi…

Türk Köylüsünün vatanına bağlılığını bir de emperyalistler unutmadı, unutamadı nasıl unutsunlar? Çanakkale’de, İnönü’de, Sakarya’da, Kocatepe’de yedikleri dayağın öcünü almak, sömürü düzenlerini yeniden kurmak, Anadolu’nun doğal değerlerini yağmalamak için uygun zamanı beklemeye başladılar…

Türkiye Cumhuriyetin kurucu kadrosu ülkenin üretimle kalkınacağını, tarım üretiminin kalkınmanın lokomotifi olduğunu biliyordu. Ziraatı geliştirmek için örnek çitlikler, tohum ıslah istasyonları, üretme çiftlikleri, dokuma fabrikaları kurmaya, zirai ihtiyaç duyulan makinalar alınmaya başlandı. Sanayi geliştirildi, sermaye birikimini sağlamak için milli bankalar kuruldu…

Sanayileşmek için yapılan atılımlar gerekliydi, yapıldı. 1929 bunalımı, ülkenin hemen sanayileşmesi, dışa bağımlılıktan kurtulma arzusu, köylüyü ikinci plana düşürdü, Türkiye’de Cumhuriyet rejimi bütün kurumlarıyla köye giremedi, 1936 yılında nüfusun 3/4 ‘ü halen köylerde ve kırsalda yaşamakta idi. “Köylü, yaşayışını ve tarımda kullandığı teknikleri değiştirip modernleşmedikçe, Halkçı Cumhuriyet hayali gerçekleşemezdi.” (4) Çünkü uygarlık, eğitime ve öğretime dayanmadıkça kök salmaz, yeşermezdi…

Köylü ne pahasına olursa olsun eğitilmeli ve toprak sahibi yapılmalıydı. “8 Kasım 1937 yılında Meclisin açılış konuşmasına Mustafa Kemal Atatürk, ‘Bir defa memlekette topraksız köylü bırakılmamalıdır. Bir çiftçi ailesini geçindirebilecek toprak, hiçbir sebep ve suretle bölünmemelidir.” (5) Sözleriyle köylüye verdiği önemi dile getirmiştir.

Köylü, eğitilmez, toprak sahibi yapılmazsa eski günlerde olduğu gibi aldatılır, hakları, toprakları elinden alınabilirdi. Bunu önlemek, köylüyü eğitmek, onun güvenini kazanmak için, içinden çıkacak bir eğiticiye ihtiyaç vardı. Köy enstitüleri kurulması fikri bu ihtiyaçtan doğdu ve yaşama geçirildi. Ama ömrü uzun olmadı, emperyalistlerle işbirlikçileri amaçlarına, sömürü düzenlerine engel gördükleri köy enstitülerini kapattırdı….

Emperyalistler silahla işgal edemedikleri Anadolu’ya, insani yardım adı altında kolayca girdi. İlk hedefleri, silah gücüyle yenemedikleri köylü oldu. Köylünün binlerce yıldır kullandığı Anadolu topraklarına uyumlu tohumlar yerine çok su ve kimyasal madde isteyen GDO’lu ve Hibrit tohum kullanması istendi, hatta zorunlu tutuldu. Onlar emellerine ulaştı, toprak kirlendi, nehirler kurudu, tarım ülkesi olan Türkiye, tarım  ithalatçısı haline getirildi..

Ülkemizde tarımında ve doğada yaşanan olumsuzlukların bir nedeni iklim krizi ise diğer bir nedeni de Anadolu köylüsüne dayatılan tarım yapma biçimi, kullanılan GDO’lu ve Hibrit tohumlar ile adına zirai ilaç denilen pestisitlerdir…

KAYNAK:

1-Erdoğan Aydın, Osmanlı Gerçeği “Nizam-ı Âlem” in Gayrı Resmi Tarihi S. 276.

2-Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni. Dün-Bugün-Yarın. S.27

3-Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin Düzeni. Dün-Bugün-Yarın. S. 351

4-M. Tevfik Kızgınkaya, Aklın Yolu Cumhuriyet. S.218

5-Age. S. 221

YORUM EKLE
YORUMLAR
A.A.Trabzon
A.A.Trabzon - 2 ay Önce

Teşekkür ederim.Benim de duygularımı dile getirmişti.Kaleminin mürekkebi hiç bitmesin.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @A.A.Trabzon - 2 ay Önce

Teşekkür ederim, selamlar.

Cafer Çakır
Cafer Çakır - 2 ay Önce

Beğendim. Tebrikler.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Cafer Çakır - 2 ay Önce

Teşekkür ederim.

Muammer Görsün
Muammer Görsün - 2 ay Önce

Her hafta olduğu gibi yine güzel bir yazı olmuş. Ellerinize ve gönlünüze sağlık

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Muammer Görsün - 2 ay Önce

Teşekkür ederim.

ATİLLA SÖNMEZ
ATİLLA SÖNMEZ - 2 ay Önce

Kendi örf ve ananelerimize dönmediğimiz müddetçe , Anadolu toprağının kendi ürettiği öz tohumunu kulanmadığımız müddetçe " Köylü milletin efendisidir " ilkesini benimsemediğimiz müddetçe. TÜRKÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU YOKTUR düşüncesini beynimize kazıyamadığımız müddetçe Emperyalistlerin uşağı olmaya mahkumuz...!

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @ATİLLA SÖNMEZ - 2 ay Önce

Türkleri silahla yenemeyeceklerini anlayan Emperyalistler, kurtuluş savaşı sonrası Anadolu’nun doğal değerlerini yağmalamak için uygun zamanı kollamaya başladılar. Onların amaçlarını sağır sultan anladı, önlem alma makamında olanlar anlamadı, köyü, köylüyü tarımı yok ettiler.

Refik Marul
Refik Marul - 2 ay Önce

Anlatılanlar çok değerli.
Ama biz bu okullarda hayata gecen eğitim modelini anlamalıyız.
Bu günümüze ancak öyle katkı yaparız.
Ben ulaştığım kaynaklarda Atatürk'ün 1923 yılında TBMM Maarif vekalleti yayınlarında cevrilen
Maria Montessori nin"Cocuklar Evi" isimli pedagoji kitabinda anlatilmistir.
Montessori pedagojisi Rndustri cagiginin egitim pedagojisidir.
Enstitulerdeki egitim bu pedagojinin tıpatıp aynisidir.
Montesdori pedagojisini 1923 yilinda kaleme almistir.Kitap ayni yil dolimize cevrilmistir.
Kitap arap harfleriyle basildigindan elde fazla ornek yok.
Bende bir adet var,meclisin kutuphanesinde fe oldugunu ogrendim.
Kitabi bugunki alfabe ile baskiya hazirliyorum.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Refik Marul - 2 ay Önce

Köy enstitüleri tam olarak yaşama geçseydi bu gün başka bir Türkiye’de yaşamakta olurduk. Kitabınızı merak ve sabırsızlıkla bekliyorum, haber verirseniz minnettar olurum. Sevgi, saygı ve selamlarımla.

İsmet Bozkurt
İsmet Bozkurt - 2 ay Önce

İsmail Bey araştırmalarınız uyarılarınız yerinde önerileriniz için teşekkürler

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @İsmet Bozkurt - 1 ay Önce

Ben teşekkür ederim, selamlar.

Ahmet Hekimoğlu
Ahmet Hekimoğlu - 1 ay Önce

İsmail bey emeğinize sağlık. Bakarsınız içinden geçmekte olduğumuz büyük kriz ve çözülme, yeniden üreten ve adil paylaşan bir sistemin kurulmasına vesile olur..

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Ahmet Hekimoğlu - 1 ay Önce

İnşAllah dediğiniz gibi olur, istediğimiz de iyi günlere dönmek. Selamlar


banner158