GEÇMİŞİNİ BİLMEYEN GELECEĞİNİ ŞEKİLLENDİREMEZ!

Bir ekim, benim doğum günümdü biraz daha yaşlandım, daha duygusallaştım, eski günleri, çocukluğumu daha çok özler oldum. Gelin bu hafta çocukluğumuza, yaşadığımız eski ve mutlu günlere geri dönelim, yaşadıklarımızı yâd ederek tarihe iz düşelim. Bu günlere öyle kolay gelinmediğini yeni nesillere anlatalım. Anlatalım ki, Anadolu’nun ve Cumhuriyetin değerini anlasınlar…

Bu gün paramız kadar uygarlığın her nimetinden yararlanıyoruz. Cumhuriyet kurulmadan önce, ülke iddia edildiği gibi refah ve bolluk içinde yaşamıyordu. Sürekli toprak kaybeden Osmanlı Devleti, yeni teknolojileri kullanmadığı süre emperyalist uluslarla baş edemeyeceğini anladı, Islahat (iyileştirme-reform) çalışmalarına başladı. Önce, “Kanun hükmünün ferman olacağı bir devlet yapılanmasına gidildi.” (1) “Kanun devleti olmak, reform ve yenilikleri kolay uygulama aracıydı.” (2) Islahat için dışarıdan borç alındı. Alınan paranın çoğu ne yazık ki, başka alanlarda kullanıldı, borçlar Cumhuriyet hükümetlerine kaldı…

Islahat sonucu halk ne kadar uygarlaştı diye baktığımızda, “Osmanlı’nın son döneminde 20 kent ve kasabada kurallara uygun içme suyu, 2 kentte modern su tesisatı, 4 kentte elektrik, 17 kent ve kasabada mezbaha.” (3) Olduğunu görürüz. Çoğunluk, köylerde yaşıyor, tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Sanayi malı üreten, tarım ürünlerini işleyen fabrikalar yok denecek kadar azdı...

Gençler tanık olmadıkları eski günleri bilmez. Yaşı yetmişin üzerinde olanlar çok iyi anımsar. Ben o günleri yeni kuşaklara anlatacağım. Çocukluğumun ilk yıllarında ülkenin çoğu ilinde, ilçesinde, köyünde, benim yaşadığım ilçede her evde elektrik yoktu, elektrik gece aydınlanması için kullanılırdı. Bizim kuşak gaz lambası ışığında ders çalışır, ocak ateşinde ısınırdı…

Çoğu evde buzdolabı yoktu. Yiyecekler teldolabında saklanırdı. Sebze ve meyve üretimi yapılırken GDO’lu ve Hibrit tohumlar, yapay gübre ve ilaç kullanılmadığı için kolay bozulmazdı. Yemekler odun ateşinde pişirilir, kuyu veya kar suyuyla soğutulan su ve gazozlar içilirdi. Evlerde su tesisatı yoktu sokak çeşmesinden su taşınırdı. Çocuklar yazın lastik ayakkabı, bazen yalınayak, kışın kösele ayakkabı giyerdi. Marka nedir bilinmez, aranmazdı. Erkekler Sümerbank kumaşından, kızlar Nazilli basmasından yapılan elbise giyerdi. Yırtıldığında, eskidiğinde atılmaz birkaç kez yamanır, giyilemeyecek hale gelirse kilim yapılırdı. Esnaf, gündüz dükkânını kilitlemez, namaza gittiğinde kapısının önüne sandalye koyardı, hırsızlık nedir bilinmezdi.

Çocuklar, topaç çevirir, kibrit kutusundan telefon, telden araba gibi oyuncaklarını kendisi yapar birdirbir oynardı. Kızlar, bezden bebek yapar, beştaş, seksek oynar, ip atlardı. Tarlası, bahçesi olanlar sebze ve meyve yetiştirir ihtiyacını karşılar, artanını kışın yemek üzere; kurutur, turşu yapardı…

Ne güzel günlerdi o günler. Zordu, yokluk içinde yaşanıyordu, insanlar mutluydu, yarınlarından umutluydu. Kimsenin kuyusu kazılmaz, darda kalana yardım edilir, aç olan doyurulurdu. Değişik yemek pişiren, komşularla paylaşırdı.

Tarlalar karasaban ya da pulluk kullanılarak öküz, at ya da merkep gücüyle sürülür, hayvan gübresi atılırdı. Kimyasal, GDO’lu tohum bilinmezdi. Çiftçi traktör sahibi oldu, yolculuklarda kara tren, kağnı ve at arabası kullanılırken, otomobil sahibi olundu, otobüse, hızlı trene, yetmedi uçağa binilmeye başlandı. Evler büyüdü, gökdelen dikildi, bir ev yetmedi yazlık-kışlık en az iki eve sahip olundu. Evlerde kalorifer, çamaşır, bulaşık makinesi, buzdolabı, derin dondurucu, robot süpürge gibi modern gereçler yerini aldı...

Kentler büyüdükçe, teknoloji kullanımı arttıkça yardımlaşma, imece, hoşgörü, kardeşlik, tasada ve kıvançta bir olma unutuldu. Komşumuz aç mı, tok mu diye sormaz olduk. Hasta olduğundan, çoğu zaman öldüğünden bile haberimiz olmadı, bireyselleştik, bencilleştik. Uygarlığın nimetlerinden yararlandık, bu bizim insan olarak hakkımızdı ama değirmenin suyu nereden geliyor diye düşünmedik. Daima geleceğini umduk, üretmeyi bıraktık, tüketmeye, doğayı bitirmeye başladık…

Zaman hızla akıyor, doğayla dost olmayan teknoloji gelişiyor, altıncı yok oluşa yaklaşıyoruz. Çocukluğumuzda kullanılan gereçler müzelerde yerini aldı. Onları kentlerde, kasabalarda hatta köylerde sergiliyorlar…

Gençler! Ülkenin nereden nereye geldiğini, üretmeden tüketmenin, ülke öz kaynaklarına dayanmadan sağlıklı bir kalkınmanın olmayacağını bilmelisiniz. Dedelerinizin, onların babalarının emekleri, fedakârlıkları ve cumhuriyetin sağladığı fırsat eşitliği sayesinde bu günlere geldiğinizi unutmayın!

KAYNAK:

1-İlber Ortaylı, Osmanlı’ya Bakmak. S.233

2-Halil İnalcık, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet. S. 137

3-Günver Güneş, Makale; Cumhuriyetin İlk Yıllarında Kentleşme Sürecinde Aydın Belediyesi ve Faaliyetleri. S. 308

YORUM EKLE
YORUMLAR
Nevzat Arslan
Nevzat Arslan - 2 hafta Önce

Abi anlattığın yaşam benim de ortak yaşamımız. Dağ köyünde yol su elektrik yoktu. Güzel olan ise., Doğa ile içiçeydik. Kalemine sağlık abi...

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Nevzat Arslan - 2 hafta Önce

Cumhuriyetin sağladığı fırsat eşitliği sayesinde okuduk, meslek sahibi olduk. O günleri unutmadım, genç nesillerin öğrenmesini istedim.

Cafer Çakır
Cafer Çakır - 2 hafta Önce

Beğendim. Tebrikler.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Cafer Çakır - 1 hafta Önce

Teşekkür ederim.

Sadrettin Karğan
Sadrettin Karğan - 1 hafta Önce

Geçmiş yılları çok güzel anlatmışsın, tebrikler.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Sadrettin Karğan - 1 hafta Önce

Teşekkür ederim.

A.A.Trabzon
A.A.Trabzon - 1 hafta Önce

Bana geçmişimi hatırlattın .Teşekkürler.Ayrıca da çok duygulandım.Selamlar,saygılar.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @A.A.Trabzon - 1 hafta Önce

Teşekkür ederim, yaş günümde içimden geçenleri yazdım, selamlar.

banner158