HÜSEYİN KURUÜZÜM ve YEMEZZADE SÜLEYMAN RÜŞDİ

Aydında okuma oranının en yüksek olduğu ilçelerimizden biridir Karacasu. Derler ki; ”her evden bir kişi okumaya gider, gittiği şehirde kalır. Hepsi de işini iyi yapar, vefakârdırlar, topraklarını, ocaklarını unutmazlar. Bilirler evden uzak okullarda yurtlarda okuma, barınma zorluklarını. İlk vakıf kuran ilçemizdir. Doktoru, akademisyeni, öğretmeni, pidecisi, yazarı, çizeri, bir araya gelerek Karacasu Eğitim öğretim Vakfını kurmuşlar. Vakıf, köylerden gelen barınma sorunu olan kardeşleri için kasabada bir yurt açmış. Yurdun kaloriferi mevcut, yemeği üç öğün, sıcak suyu hazır, doktoru içinde.

Yıl 2002.Karacasu’ya bir de yüksekokul açıldı. Üstelik birçok bölümü olan Karacasu Meslek Yüksek Okulu. Her şehirden öğrenciler gelmeye başlayınca evler yurda dönüştürüldü. Ben de Karacasu’da görevliyim. Bu pansiyon evlerden birinde kalmaya başladım. Kaldığım pansiyonla Karacasu Eğitim Öğretim Vakfının yurdunu karşılaştırdığımda; kalan kızlar için “şanslı” hem de çok “şanslı” derdim. Nedeni mi? Mesela kış akşamlarımız…

Karacasu, elma ağaçlarının suyu topladığı, çam ağaçlarının yağmuru çektiği yerdir. Yazın serin kışın soğuk olur. Yurdumuzda her odada soba kuruluydu. Rüzgarın ahşap pencere pervazlarının arasından ses çıkararak girdiği odada İzmirli SELİN ve İstanbullu Emine ile kalıyordum.

Sabah kahvaltımızı hazırlayan yardımcı kadın sadece akşamüzeri sobalarımızı yakar, soğuk havalarda odunların kor ateşi yavaş yavaş küle dönünce kızlar üşümeye başlardı. Kızlar da alt kattaki depodan gündüz odun çalar ranzaların altına saklarlardı. Diğer odalardaki kızların durumu da bizden farksızdı. Gece kadın gidince, sobaya odunlar atılır ama odunlar bir türlü tutuşmaz, duman bacadan çıkacağı yerde odalara dolardı. Bu kez pencereler havalansın diye açılır, içeriye giren soğuk, kızları titretir temiz hava tüm kanı yanaklarında toplar elma yanaklı kızlara dönüşürlerdi. Dumanlı odada Vakıf yurdunda kalan arkadaşları için “Şanslı “derlerdi. Ben de onların bu fikrine katılır, onaylardım.   

Karacasu’nun sokaklarında şimdi kullanılmayan hatta kullanılmadığı için harap olan çeşmeleri görürsünüz. Her çeşmenin üstünde kitabesiyle geçmişten bilgi veren hazinelerdir onlar. Onları okuyan bir öğretmen, Karacasu Sevdalısı var Araştırmacı/ YAZAR HÜSEYİN KURUÜZÜM!

Hüseyin öğretmen Karacasuludur. Onun öğretmenliği okullarda kalmaz. Emekli olduktan sonra da öğretmenliği devam eder. Sevilen kişidir. Öğrencisi çoktur. Türkçemizi en iyi en temiz kullanan, en çok okuyan okuduklarını yazarak ölümden kurtarıp yaşatan büyüğümüzdür O. Onu, Meslek Yüksekokulunda Türkçe derslerinde okutmanken tanıdım. Aydın’da Eski Eserleri Sevenler Derneğinin çıkarttığı AYDIN AYDIN dergimizin de redaktörüydü. Karacasu’nun tanıtımında da yazılarıyla katkı sağlayan kişiydi. Sokak başı çeşmelerini de okumuş onlarla ilgili kitap yazmıştı.

Kasaba meydanına yakın bir türbe vardır. Yemezzade Süleyman Rüşdi Türbesi. Benim de ziyaret ettiğim ruhu dinlendiren mekânlardan. Karacasuluların “RÜŞDİ DEDE”sini HÜSEYİN KURUÜZÜM hocam YEMEZZADE SÜLEYMAN RÜŞDİ adlı kitabında toplamış. Benim bir Karacasu sevdalısı olduğumu bildiği için, tedavi gördüğüm sırada taa İstanbul’a göndermişti. Kimmiş Süleyman Rüşdi şöyle bi özetlemek isterim.  

Süleyman Rüşdi Aydın’ın Karacasu ilçesinde şimdiki Tekkeiçi Sokağı’nda Karasüleymanoğulları lakabıyla tanınan zengin bir ailede Yemez-zâde İsmail Ağa’nın oğlu olarak dünyaya gelmiş.. “İlköğrenimini Karacasu İlmiyesi’nde tamamlayan Rüşdî, Arapça ve Farsça öğrenmiş, Mevlânâ’nın Mesnevî’sini ve Yûnus Dîvânı’nı okumuş. Rüşdî, Karacasu’da zenginler ve nüfuz sahibi kişiler ile fakir halk arasında iş gücünün ucuza mal edilmesi ve su kullanımı gibi konularda çekişmelerin baş gösterdiği bir dönemde yaşamış. Susuzluktan ortaya çıkan hastalıkların önüne geçebilmek düşüncesiyle yoksul halkın istifadesi için çeşme yaptırmış, hamamı tamir ettirmiş, sadece yoksulların davet edildiği ziyafetler düzenlemiş, bir dönem de yönetime karşı gelerek silah kuşanıp efeliğe başlamış. 1801’de efeliği terk ederek Nazilli’de yaşayan Uşşâkî şeyhlerinden Muhammed Zühdî’ye bağlanmış, burada “Rüşdî” mahlasını almış ve Karacasu’da onun halifeliğini yürütmüş. Servetini misafirhanesi, aşevi ve sema odaları bulunan tekkenin yapımına harcamış. Tekkeye devam edenlere harçlık sağlamış, suyolları yaptırmıştır. Ancak dönemin çıkar sahipleri, nüfuzlarını kaybetme korkusuyla müfsit ve meczup olduğunu ileri sürerek İzmir muhassılı Lütfî Efendi vasıtasıyla Rüşdî’nin Kayseri’ye sürülmesini temin etmişlerdir. Bir müddet Kayseri’de yaşayan Rüşdî oradaki Mevlevîlerin teşvikiyle II. Mahmûd’a durumunu anlatan bir mektup yazmış, İstanbul’da huzuruna çıktıktan sonra padişahın emriyle Karacasu’ya dönmüş. Karacasu da ölmüş.

Çok güzel camileri vardır Karacasu’nun. Tarihi çok eskilere dayandığından Osmanlı döneminden kalma camilerdir onlar. Meydanda restorasyonu yapılan caminin tavan işlemeleri harikadır. Cami deyince aklıma anlatılası bir anım geldi. Kursa mahalle içinde kalmış, en eski cami hocasının eşi geliyordu.-Adını hatırlayamadığım kardeşim nolur affetsin – İmam yurtdışına görevli gitmişti. Aylardan ramazandı. Günlerden de kadir gecesi… İmamın karısı beni iftara çağırdı. Yanıtım; “ben oruç tutmuyorum “oldu. Bunun üzerine “olsun birlikte sofraya oturmak bereketi arttırır” yanıtını vermiş beni evine götürmüştü. Evde bizi bekleyen iki çocuk ve büyükanne vardı. Ezan okundu. Orucumuzu açtık. Yemekten sonra hemen akşam namazını kıldı. Benim ölmüşlerim için de dua ettiğini söyledi. Kadir namazı için kendisiyle birlikte camiye gelmek isteyip istemediğimi sordu. Kimi insanlar dinden imandan soğuturken bu kadının hiç zorlamadan naif tavırlarından etkilendim. Az sonra cemaatle birlikte camide saf tutuyordum. Hoca, Kadir gecesi duasını yapmaya başladığında, içimdeki seli daha fazla tutamadım. Sessizce ağlamaya başladım. Ağladım, ağladım... İçimdeki zehir gözyaşlarımla akıp gitti…

Öğretmenliğimin ilk yıllarında Aydın Cumhuriyet Lisesi’nde belletmenlik yapmıştım. Uzaktan yakından yatılı gelen kiminin dersine de girdiğim çok öğrenciye yerine göre abla yerine göre öğretmen oldum. Onlar, yıllar sonra karşıma meslek sahibi vatana millete faydalı evlatlar olarak çıktılar birer birer… O karşılaşmalarımdan birini yine bu kasabada yaşadım.

Bir ses arkamdan ısrarla “hocam, hocammm“ diyordu. Döndüm. Okulda çok başarılı olan Huriye Ekiz’i” hemen tanıdım. Sarıldık. Çok sevinmiştim ayaküstü sormaya başladım. Avukat olmuş. Karacasu’da ofisini açmış. Hemen kursun karşısındaymış. “Sizi bırakmam” diyerek kahve içmeye çağırdı. O günyoğun olduğumu söyledim,  başka bir gün için sözleştik. Söz verdiğim gün geldi. Huriye’lerin bahçeli evlerine gittim. Kardeşleriyle birlikte çayımı çiçeklerin arasında içtim…

Baharın müjdecisi ağaçlar çiçek açtığında yayla yoluna yürüyüşe gidiyordum. Dut zamanı karadutların dalını eğerek boyum yetmeyince kocaman bir taşı kaldırıp taşıyarak, sonra da üstüne çıkarak yemiştim. Duttan dudaklarım morarmış ellerim kararmışken telefonun ısrarla çaldı. Açtığımda karşımdaki arkadaşıma “ Semra burası harika!, gel gör ve ruhunu dinlendir ” demiştim. Semra birkaç ay sonra temmuz ya da ağustos sıcağında çıkıp gelmişti. Otobüsten inince kucaklaştık ona “denizi değil burayı tercih ettiğin için pişman olmayacaksın” dediğimde yanılmadım. O akşam Parka gidip oturmuştuk. Fıskiyeden çıkan su ortalığı serinletirken biz de yerli gazozumuzu içmiştik.  

Semra’yla ertesi gün bir taksiye atlayıp Kahvederesi’ne gittik. Tesadüf bizim arkamızdan Huriye de kardeşleriyle oraya geldi. Masalarımızı birleştirildik. Ablasının yaptığı börekle, derenin buz gibi suyunda soğutup kestiğimiz karpuzu gülerek neşe içinde yedik. Semra: “Şimdi nerede böyle paylaşımlar? Büyük şehirlerde giderek yalnızlaşıyoruz ”diyerek özlemini dile getirdi. Ağaçlar arasında dolaştı Bol oksijen, kuş sesleri ve derenin şırıltısını bastırırcasına “ruhumu dinlendirdiniz teşekkür ederim“ dedi.

İnsanların hayatlarında doğdukları yer kadar doydukları yerler önemlidir. Bu küçük kasabada hem yeniden doğmuş hem doymuştum…

YORUM EKLE
YORUMLAR
Sevinç Yıldırım
Sevinç Yıldırım - 5 ay Önce

Muhtesem anlatim ve güzel bilgier.Çok beğendim.

İlhan Öden
İlhan Öden - 5 ay Önce

Yazarın internet sayfası
www.uzumunkurusu.com
Bakmak isteyenlere.

Atilla Alpbaz
Atilla Alpbaz - 4 ay Önce

Çok güzel anlatmışınız, ne diyeyim, ruhunuza, dilinize kaleminize sağlık.