İNSAN YAŞAMI HER ŞEYDEN DEĞERLİDİR…

İnsan semavi dinlere göre yaratılmışların en şereflisidir. Düşünen, konuşan, alet yapan, düşünce üreten, yeni buluşlar yapabilen dünyadaki tek canlıdır. Onun üstünlüğü diğer canlıların değersiz olduğu anlamına gelmez…

Dünyadaki her canlı değerlidir, yaşam zincirinin bir halkasını oluşturur. Eğer bu halkalardan biri veya bir kaçı kopacak olursa dünyadaki canlı yaşamı sona erebilir…

XIX. yüzyılda yakıt yelpazesine petrol ve doğal gazın eklenmesi, sanayide kullanılan sera gazlarının Atmosfere salınması, Ozon tabakasında delik açtı. Fosil yakıtlar, Atmosferin olağan dengesini bozdu, dünyanın ortalama ısısı yükseldi…

Dünyada sıcaklık ölçümleri, 1880 yılında başladı. 2018 yılına kadar geçen sürede 0,9 santigrat derece arttı, Atmosferdeki Karbondioksit oranı, 278 ppm den 410 ppm’e çıktı. (1)

Adına ister iklim değişikliği, isterseniz iklim krizi deyin, insan ve canlı yaşamını kökten etkileyecek yeni Atmosferik ve hidrolojik olaylar bizi beklemektedir. İklim değişikliği etkisini, “su döngüsünü değiştirerek ve su kalitesini bozarak gösterecektir.” (2)

Değişikliğin etkileri, aşırı yağış, sel baskını, kuraklık, yeraltı sularının beslenememesi tarım alanlarına su sağlanamaması, oluşacak ürün kaybı, salgın hastalıklar, suya bağımlı hayvanların göç etmesi veya yok olması şeklinde devam edecektir...

Bunun sonucu küresel ölçekte biyolojik çeşitlilik kaybı hızlandı. Bilinçsiz arazi kullanımı toprak örtüsünün aşındırdı (erozyon) habitatı parçaladı, doğal olmayan, yabancı türlerin kullanımı yaygınlaştı, çölleşme başladı. (3)

Doğaya yapılan yanlışlıkları ele aldığımızda: Türkiye’nin dört bir yanında Türk insanının ihtiyacını karşılamak için değil, kapitalistlerin para kazanması için yapılan vahşi madencilik, gereksiz HES ve RES’ler, termik ve jeotermal santralları sayabiliriz.

Türkiye, hızla su fakiri ülkeler arasına girmektedir. “147 ülke arasında 78. sırada yer almaktadır. DSİ verilerine göre yerüstü ve yeraltı su potansiyeli 112 milyar metreküp olup bunun 44 milyar metreküpü kullanılmaktadır.” (4)

Mevcut su rezervlerini, vahşi maden aramaları, HES’lerin amacı dışında kullanılması, Jeotermal santrallarda kullanılan akışkanın yeterli derinliğe reenjekte edilmemesi yüzünden kaybetmek üzereyiz. Türkiye’de “1960 yılında kişi başına düşen yıllık su tüketim miktarı 4000 metreküp iken, 2000 yılında 1600 metreküpe düştü, 2030 yılında oranın 1120 metreküpe düşeceği hesaplandı.” (5)

İnsan geleceği hiç düşünülmeden sadece getirim uğruna yapılan doğa talanı ve yıkımı, yaşanmakta olan iklim krizinin gücünü arttırıyor. En az zararla kurtulmak için neler yapılmalıdır?

Yaşanacak olumsuzlukları, deprem gibi doğal afetleri önlemek için yapılacak planlamada, ülkenin yeraltı, yerüstü değerleri ile su kaynakları, kriz anında ve sonrasında kullanılmak üzere korunmalı, insanının, canlı yaşamın geleceği ön planda tutulmalıdır.

Hiçbir şey insan ve canlı yaşamından daha değerli değildir…                   

                         

KAYNAK:

1-Gökşen Çapar, İklim Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi 8. S. 5

2-Age. S. 11

3-Doğanay Tolunay, İklim Değişikliği Eğitim Modülleri sersi 5. S.9

4-Gökşen Çapar, İklim Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi 8. Age. S.22 

5-Age. S.23       

YORUM EKLE

banner158