Köy Enstitüleri ve Günümüz Aydınlanma Dinamikleri

Özel okulların bursluluk sınavları vesilesiyle okul kampüslerinde sınav telaşındaki öğrencileri gördükçe bir yurttaş ve bir baba olarak üzülmeden edemiyor insan. Onlarca aile sözümona nitelikli okullarda eğitim alabilsinler diye çocuklarını bir sınavdan diğerine taşıyıp duruyorlar. Devlet okullarına gerekli yatırımı yapmayan bugünkü siyasal iktidarın eğitim umurunda değil. Bu eğitim sorununu çözemedikçe Türkiye toplumu gelecek yıllarda dünyanın kölesi olmaya mahkum.

Oysa, Türkiye eğitim tarihi Köy Enstitüleri gibi çok başarılı eğitim uygulamalarını hayata geçirmiş. Hasan Ali Yücel gibi bir devrimcinin kurduğu bu deneyim Türk devriminin belki de en önemli kazanımı olmuştur. Eğer yaşatılabilseydi hepimiz başka bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık bugün.

80.yılını kutlamaya hazırlandığımız bu eğitim incisi kurumlar birkaç akademisyen ve eğitim neferinin özverili anma ve çalışmaları dışında hak ettiği ilgiyi görmemiştir. Bir haftaya sıkıştırılan bu ilgi ülke gündeminin sıcağında hemen kaybolmaya başlar. Her yıl bu eğitim kurumlarının günümüzde bir avuç kalmış neferleri türlü etkinliklerle köy enstitüleri modelini tartışırlar, anarlar. Bu tür etkinliklerin gerekliliği ve yararı kuşku götürmez. Cumhuriyet devriminin yüz akı eğitim kazanımlarından en önemlisi olan bu kurumlara sahip çıkmanın ötesinde onu güncelleyerek uygulama alanları yaratmak ve bugün büyük bir yara almış olan laik eğitimin sağaltılması için sisteme entegre etmek gerekiyor. Eğitimin git gide laiklikten uzaklaştığı günümüz Türkiye’sinde bu hiç kolay değil. Ancak, bugün – ve uzun zamandır – eğitim alanındaki aydınlanmacıların bulunduğu nokta bu kurumları her yıl nostaljik bir şekilde bu anmadan öteye geçemiyor, ne yazık ki. Yapılan tüm etkinlikler, gereklilikleri ve yararları ne denli önemli olursa olsun, her yıl kendini yinelemekten kurtulamıyor. Öyle sanıyorum, köy enstitülerini anar ve onları araştırırken, “ bu eğitim modelini nasıl yeniden yeşertebilir ve eğitim sistemi içine aşılayabiliriz “ sorusu doyurucu bir sıklıkla sorulmuyor, yanıtlanmıyor ve somut bir tasarı ortaya konmuyor. “ Yeni Kuşak Köy Enstitüleri Derneği, Köy Enstitüleri Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği “ vb. örgütlenmeler, tüm olumluluklarına, bu kurumların anısını yaşatmasına ve çabalamalarına karşın, kimi yerde yetersiz kalıyor. Bunu, aydınlanmacı ve Atatürkçü güçlerin önemli bir eksikliği olarak görmek pek yanlış olmasa gerek.

Köy Enstitüleri modelinin en önemli özelliği insanı hayatla buluşturarak eğitimi ilke edinmesiydi ve nüfusunun üçte ikisinin köylü olduğu bir toplumda çok somut, olumlu sonuçlar vermişti. Cumhuriyet devriminin getirmiş olduğu heyecan, yurtseverlik duygularıyla eğitim alanında toplum çıkarını kişisel çıkardan üstün gören zihniyet ve kişilikteki eğitimciler tam bir özveri ile bir mucize yaratmışlardı. Köylü kökenli öğrencileri ile elinde mala okul inşa eden, çift süren, yaşamın her alanında üreterek üstelik bunu bir kişisel ranta dönüştürmeyi bir an bile düşünmeyen insanlarla, eğitimcilerle başarılmıştı bu mucize. Şimdi, bu tür insanı arayın ki bulasınız. Yapı yapmayı ve çift sürmeyi öğretirken aydınlanma kültürünün en temel eserlerini de bu çocuklara okutmayı bir görev bilmiş eğitimciler ile başarılmıştır bu mucize. Bugün çevremize şöyle bir bakalım, bir de köy enstitüleri kuşağının insanlarını düşünelim, ne denli gerilere gittiğimizi daha iyi kavrarız. Bugün, bir düş kuralım; Anadolu’nun ücra köylerinde böylesi bir tasarıyı hayata geçirdiğimizi varsayalım ve soru soralım; bir çıkar gütmeden çalışacak kaç eğitimci bulabiliriz? Elinde mala okul inşa eden kaç öğretmen bulabiliriz? Günümüzde eğitim fakültelerinden Voltaire’i, Rousseau’yu, batı klasiklerini okuyarak mezun olmuş kaç öğretmen adayı bulabiliriz? Doğrusunu, söylemek gerekirse pek fazla değil. Köy Enstitüleri’nin pratisyenlerinin dünyası başka bir dünyaydı, o insanlar da – sosyolojik olarak - başka bir insan türü idi. Kişisel çıkarı değil ama insanı ve insanın mutluluğunu sağlamak için çalışmayı erdem bilen, Atatürk devriminin kotarılması için özveriyle çalışan insanlar. Sanki bir peri masalı gibi. Bugün onlar kaybolmuşlardır. Oysa, günümüz Türkiye’sinde hemen herkes için çalışmadan, üretmeden  kazanma bir yaşam ilkesine dönüşmüş gibidir. Var olan kirlenmişliğin eğitime yansımalarını ise her gün yaşıyoruz, yinelemeye gerek yok.

Köy Enstitüleri’ni analım, anmak için toplantı, sergi vb. etkinlikler düzenleyelim. Tüm bunların sayısız yararı vardır ve kamuoyu yaratmak için çok önemlidir. Ama geçmişe saplanıp kalmayalım. Olayı bir nostalji ve yas havasında anma toplantılarına dönüştürmeyelim. “ Yazık oldu köy enstitülerine “ ruh halinden kurtulalım ve günümüze gelelim. Geçmişe takılı kalanlar kaybetmeye mahkumdurlar. Düşünelim, düşünelim ve ortaya somut tasarılar koyarak bu eğitim deneyiminden nasıl yararlanabiliriz, bunun yolunu bulalım. Ama en önemlisi, geleceğe hazırladığımız çocuklarımızı eğitirken yaşamın anlamını yalnızca paraya ve çok para sahibi olmaya indirgeyen yoz anlayışlardan uzak tutalım. İnsanı, çalışmayı, üretmeyi yaşamlarının temel ilkesi haline getirmiş bireyleri hedefleyelim.

Türkiye çok uzun zamandır Türk aydınlanmasını hep baltalayan sağ iktidarlar tarafından yönetildi. Ama kısa da olsa iktidara gelen aydınlanmacı güçler köy enstitülerini yeniden yaşatmak için hiçbir şey yapmadılar. Bunlardan da ders alalım.

Köy enstitülerini kapatanlar onların yerine İmam Hatip Okulları’nı koydular. Bugün gelinen yer bellidir. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolu anma toplantılarını somut tasarılara dönüştürerek hayata geçirmekten geçiyor. Kendimizi yinelemeyelim, yeni şeyler söylemek, çağımızın gereksinim ve gereklerine uygun yeni tasarıları hayata geçirmek becerisini gösteremedikçe köy enstitülerini anma etkinlikleri nostaljiden öteye geçemez. Köy Enstitüleri’ni gelecek kuşaklara anlatmak ve öğretmek vazgeçilmez görevlerimizden olmalı

YORUM EKLE