17 Nisan Çarşamba günü Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 85. Yıldönümü kutlandı. Biraz buruk, biraz geçmişin özlemiyle ve daha da çok yapılanların gururu ve yapılabilecek olanların hayaliyle…
Köy enstitüleri, "Kızın okumuşu cadı, oğlanın okumuşu kadı olur.’’ zihniyetini değiştirmenin adıydı!...
Köy enstitüleri, "Gitmesek de görmesek de o köy bizimdir.", içi boş söyleminin, gidilerek eğitimle fethedilmesinin de adıydı!...
Köy enstitüleri her şeyden önce geçmişe özlemin değil, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceğine yatırım yapılan bir devrimin adıydı!...
Direnmek devrimci bir eylemse eğer; devrime katkı sağlayanların, dirençlerinin sürdürülebilirliğini sağlayamamış olmaları, devrimin kalıcı olmasının önünde bir engeldir.
(Her kullandığımda darbeci Evren’i anımsatsa da) ‘’Nitekim’’ öyle de olmuştur.
Günahıyla-sevabıyla, doğrusu veya yanlışlarıyla İsmet İnönü faktörünü de göz ardı etmemek gerekir diye düşünüyorum Köy Enstitüleri'nin kapatılması sürecini...
Stalin'in yayılmacı tutumu ve Türkiye üzerindeki baskılarının bir sonucu olarak İnönü'nün ufaktan ABD’ye yakınlaşması, devamında Truman’ın şartlı yardım talepleri, birçok batı ülkesinde faşizan yönetimlerin egemen olduğu o günlerde rejimi korumak kaygısı, çok partili sistemin getirilmesiyle iyice yerleşmekte olan demokrasinin örselenmesini engellemek için yeğlediği sıkıntılı sessizliği, oy kaybı ve iktidarı kaybetme endişesinin devamında verdiği tavizler vb., ve diğerleri sürecin önemli faktörleri olsa da Köy Enstitülerinin kökten karşıtları Kazım Karabekir’i Meclis Başkanı seçtirmesi, Reşat Şemsettin Sirer’in Milli Eğitim Bakanı atanması, halk arasındaki yaygın deyimle, Enstitülerin ‘’kurtlara kuzu teslim edilmesi’’ örneğinden başka bir şey değildi.
Köy Enstitüleri'nin kapatılma süreci, bu ülkeye yapılan ihanetin "gemi jurnal defteridir’’ ki
çok iyi okumak gerekir...
"Kapatılmasına engel olmaya gücüm yetmedi" sözü Milli Şef için geçerli bir mazeret midir, bir itiraf mıdır, kabul görmesi umuduyla dışa vurulmuş bir üzüntü veya günah çıkarma mıdır bilinmez ama; 17 Nisan 1966’daki anma gününde; “Köy Enstitüleri ile, kapalı olan köylü hazinesi keşfolunmuştur. Bunun mütehassısları cesaretle bunun içine girdiler. Başarıyı, ilk önce burada değerlendirmek lazımdır. Köy Enstitülerinde çalışanları, Hasan Ali Yücel’i, Hakkı Tonguç’u rahmetle anmak isterim. Ben Devletin başındaydım. Köy Enstitülerinin asıl zahmetini çekenler, bu eserin mimarları ve onun tutunması için çalışanlardır. Eser onlarındır.” sözleriyle, Enstitülerin kendine göre bir bilançosunu yaparken, bu mütevazı ifadesinde enstitülerin uğradığı sondan duyduğu üzüntüyü kavramak gerekiyor…
Bir başka vesileyle, Türk ulusuna bırakacağı başlıca iki eserinden birinin çok partili hayata geçiş, öbürünün de Köy Enstitüleri olduğunu söylerken duyduğu kıvancı da anlamamız gerekiyor…
"Yaşananların, o günün koşullarına göre değerlendirilmesi gerekir" tespiti, bunca yükün hafifletilmesine katkı sağlar mı peki, geleceği karartılmaya çalışılan ülkede bugün el yordamı ile ‘’aydınlanmanın ışığı’’ aranırken?...
Belki akıllara, ‘’Hırsızın hiç mi suçu yoktu?’’ sorusu düşecektir ama; sonuçta Köy Enstitüleri, gelecek vadeden bir ülkenin önünün kesilmesi amacıyla; yine o ülkenin etkili ve yetkili yöneticileri tarafından süreç içinde doğrudan veya dolaylı katkılarıyla elbirliği ile kapatılmıştır...
Tarih sadece olay ve kişiler yığını değildir. Yaşadığımız toplum ve dünya açısından önemli gelişmeleri fark etmek, bugünümüzü daha iyi anlamamıza, toplumsal olaylar karşısında daha doğru perspektifler geliştirmemize olanak sağlar. Kendimizi zaman ve mekânda konumlandırmamıza katkı sağlayarak, geçmişi doğru okumak, bugüne ve geleceğe dair öngörüler geliştirmemize destek olabilir.
Cumhuriyet rejiminin en önemli atılımlarından biriydi Köy Enstitüleri ve aydınlanma yolunda bir devrim niteliğindeydi. Aydınlanma ve çağdaşlaşmanın, yurttaş kimliğinin toplumda nitelikli olarak yerleşip sürekli kılınmasının köklü bir eğitim reformu ile gerçekleşebileceği gerçeğinden hareketle kurulmuş; eğitimde bir çığır açmış, kısacık ömründe Atatürk Devrimlerine yürekten bağlı, idealist, ödünsüz yurtseverler yetiştirmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, antiemperyalist bir mücadele vererek kurduğu tam bağımsız, çağdaş, demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti, yüzyılı devirdiği gururlu geçmişiyle, aymazlığın ve ihanetin yıkıcı sonuçlarına rağmen ısrarla ayakta durmaya devam ediyorsa: bunun en önemli nedeni, Köy Enstitüleri ruhunu kuşaklar boyunca aktaran aydınlardır.
Başarılı bir eğitim projesi olarak tarihe kazınan Köy Enstitülerinin neden kapatıldığı, tekrar açılıp açılmayacağı yıllarca tartışıldı. Uzun yıllardır 17 Nisan günü ülkenin birçok yerinde Köy Enstitülerini anma toplantıları düzenleniyor, eğitimci aydınlar bu vesile ile Türkiye'nin eğitim sistemini eleştiriyor ve istedikleri eğitim sistemi hakkında görüşlerini dile getiriyorlar. Bu toplantılarda, sayıları gittikçe azalan enstitü mezunları anılarını anlatıyor.
Köy Enstitüleri Türkiye eğitim tarihi ve felsefesinde derin bir iz bırakmış, hakkında araştırma, belge ve mezunlarının anılarını içeren pek çok kitap basılmış, Enstitü fikrini yaşatmak için dernekler ve vakıflar kurulmuştur.
Enstitülerle ilgili yazı ve konuşmalarda bu kurumların yeniden açılmasını isteyenlere rastlanıyor. Ülkedeki Sosyo-ekonomik değişimi okuyamayıp, Köy Enstitülerinin yeniden açılmasını isteyen aydınlar vardır ki derya içre olup, deryayı bilmeyen balıklar gibidirler ve Köy nostaljisine takılıp kalmışlardır. 30 yıl öncesi. Çifteler, Hasanoğlan ve Yüksek Köy Enstitüsünde müdürlük yapmış, 1946'da ilk görevden alınan müdürlerden biri olan Mehmet Rauf İnan, 1994'te, kendisi için yapılan saygı gününde konuşmasını yapıp sahneden inerken, ona refakat eden SHP Genel Başkanı Erdal İnönü'ye duyulur duyulmaz bir sesle, "Köy Enstitülerini yeniden açınız" ricasında bulunuyordu. Geçen yüzyılın en büyük birkaç eğitimcisinden biri olan İnan, Enstitülerin hayaliyle yaşarken; bu isteği sessizlikle geçiştiren Erdal İnönü, tek başlarına da iktidar olsalar bunun mümkün olmadığını görüyor gibiydi.
Köy Enstitülerine hayat veren koşullar bugün bütünüyle ortadan kalkmış, köy nüfusu yüzde 20'lerin altına inmiş durumdadır. Nüfusun bu bölümü için olsun Enstitüler yeniden açılmaya değerdi belki, eğer köyler eskisi gibi kapalı bir ekonomi içinde bulunsaydı. Köyler artık kentlerin birer uzantısı durumundadır. Bu köylerin büyük çoğunluğunda doğum oranı azalmış, dolayısıyla bir okulu dolduracak çocuk kalmamıştır. Son 17 yılda yaklaşık yirmi bine yakın köy okulu kapandı. Okulları kapanan çocuklar merkezi okullara yönlendirildi, taşımalı eğitim zorunluluk haline geldi.
(Antrparantez notum; çocuklar köylerindeki okullar kapandığı için okula gidemediği gibi şimdi de birçok ilde ‘tasarruf tedbirleri’ kapsamında ücretsiz taşımalı eğitim uygulaması da kaldırılıyor. Peki, ellerinden hem okulları hem de ‘taşımalı eğitim hakları’ alınan yüz binlerce çocuk şimdi ne yapacak?)
Artık bir öğretmenin hem öğretmenlik hem örnek çiftçilik ve hayvancılık yapması, iş atölyesi kurması, köyün sağlık işleriyle ilgilenmesi gerekmiyor. Bu işleri yapacak elemanlar için farklı eğitim kurumları var. Zaten öğretmenler de köyde oturmuyor, otomobiliyle gelip, paydos edince köyü terk ediyor. Öğretmen artık 1940'lardaki gibi köyün tek okumuşu da değil.
Türkiye sosyolojisinin geçirdiği büyük değişimi, Türkiye'nin kentleştiğini kabul eden bazı aydınlar da enstitü nostaljisinden vazgeçemiyor. "Enstitü" sözünde kutsal bir sihir varmış gibi, bu kez "Kent Enstitüleri açılsın" önerilerini kitaplaştırdılar. Oysa kent nüfusunun ihtiyaçları ile 1940'lardaki köyün ihtiyaçları çok farklıdır ve kentlerde halk eğitimiyle uğraşan gerek MEB’in gerekse belediyelerin birçok kurumu bulunmaktadır.
Her şeyden önce, öğretmenlik mesleğine onur katan sürecin adıdır Köy Enstitüleri. 40’lı yıllardaki gibi açılması mümkün olmasa da felsefesi dimdik ayakta duruyor.
Yapılması gereken, bütün olanakları devlet tarafından karşılanan, parasız yatılı, aynı zamanda Köy Enstitüsü modelinin bütün kazanımlarının uyarlanacağı; laik, demokratik, bilimsel eğitimin yanı sıra hem beceri hem sanat eğitimi veren, çocuğun çok yönlü gelişimini sağlayan, ülkenin ve halkın koşullarına ve ihtiyaçlarına uygun yeni bir okul kavramının ortaya çıkarılmasıdır. Enstitü modelinin felsefesinden yola çıkarak tartışmanın bu noktada yoğunlaşması ve daha gerçekçi çözüm yollarının bulunması doğru olacaktır. Bugün yoksulların çocukları ve özellikle, eve hapsetmek için kız çocukları eğitimden koparılıyor.
Ama her şeyden önce;
Sil baştan yapmak gerek her şeyi…
Evet, hemen her şeyi sil baştan yapmak gerek …
Çünkü.
Sorunu, onu yaratanlarla asla çözemezsiniz!...
AKP eski MEB Ziya Selçuk katıldığı bir programda, Türkiye’ye özgü bir eğitim projesi olan Köy Enstitüleri hakkında şunları söylüyordu:
“Bence devam etmeliydi çünkü kendi doğası içinde özgün bir tasarım içeriyordu. Günlük siyasi sıkıntılar vardı, belirli kişiler ya da gruplar, Köy Enstitüleri’ni kendi dünya görüşlerinin bir doktrinasyon aracı olarak kullanmaya başladılar. Köy Enstitüleri, doğru bir projeydi ve kendi içinde evrilebilirdi, bir tekâmül olurdu ama bunun kısmen kötüye kullanımı, bu tür bir özgün tasarımın Türkiye’den çıkıyor olmasının da özellikle Marshall Yardımları politikası çerçevesinde düşündüğümüzde çok istenmediğini görüyoruz. Yani ‘Türkler özel bir şey yapmasın, uçak yapmasınlar, Köy Enstitüleri gibi orijinal okulları olmasın, Türkiye’nin kendi demiryolu stratejisi olmasın.’’
Bir pedagog, bir eğitimci olarak Bakan’ın bu övgüsü, Köy Enstitülerini anlamış olması önemliydi. Ancak, bulunduğu siyaset kurumu öyle düşünmüyordu, bunun için Bakanın bunları ifade etmiş olmasının da bir karşılığı yoktu…
Köy Enstitüleri, Türk insanının dünya eğitim tarihine ‘’özgün’’ bir armağanıydı.
UNESCO, 1997’de doğumunun 100. Yılı anısına, ‘’Dünya Hasan Ali Yücel yılı’’ ilan etti.
Enstitülerin kuramcısı İsmail Hakkı Tonguç 1950’de Dünya Pedagoji Ansiklopedisi’nde onurla yer aldı.
Özetin özeti: zor buluyoruz, kolay harcıyoruz, insanları da kurumları da...
Kurtuluş için; 100 yıl öncesinde olduğu gibi ya hep beraber, yine ve yeniden hep beraber!...
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.


Emeğine yüreğine sağlık kardeşim. Yerinde ve doğru tespitlerin için teşekkür ederim. Günün koşul ve şartlarına vede ülkenin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak yeniden yazılıp ,dizayn edilmelidir .