Anadolu, uygarlığın doğduğu ve Dünyaya yayıldığı yerlerden biridir, bunu her ortamda söyledim ve savundum. Savunmam için haklı nedenlerim var. Tarım devrimi, Güneydoğu Anadolu’da bereketli hilal denen yerde başlamıştır. İlk mabet, Göbeklitepe’dedir...
İlk tarım köyleri, Anadolu’da kurulmuş, yabani bitkiler ehlileştirilmiş, tarım yapılır hale getirilmiştir. Yabani hayvanlar evcilleştirilmiş. Köyler, görkemli kentlere dönüşmüş, devlet örgütlenmesine geçilmiştir…
Antik kentlere tiyatro, kütüphane, agora, hamam, umumi tuvalet ve hipodrom yapılmış, heykellerle süslenmiştir. Binalar, resim ve heykeller, Anadolu halkının sanata verdiği değeri gösterir. Aynı zamanda oyuncu, şair, şarkıcı, yazar, heykeltıraş, şehir planlamacısı, çömlekçi ve sporculardan oluşan sanatkâr bir sınıfın olduğunu kanıtlar…
Anadolu’da yaşamış ve eserler bırakmış filozoflar saymakla bitmez. Örneğin: Anaksimenes, Thales, Anaksimandros, kadın felsefeci Aspasia Miletlidir. Büyük İskender’e “Gölge etme başka ihsan istemem” diyen Dyojen, Sinop’ludur. Tarihçi Herodot, Halikarnaslıdır (Bodrum)…
Bu gün sizlere Anadolu filozoflarından, Lukianos’tan bahsedeceğim. Bu da kim? Diye soranlarınız olacaktır. Haklısınız, belki de ismini ilk kez duyuyor olabilirsiniz. O, öz be öz Anadolu insanıdır. Öğrenimini de İyon kentlerinden birinde yaptığı sanılmaktadır…
Kendisi, Samsatlı Lukianos olarak bilinir. Kommagene krallığının başkenti Samosata, bu günkü ismiyle Adıyaman’ın Samsat ilçesinde İkinci Yüzyılda doğmuştur. Kırk yaşından sonra, dogmalardan kurtulup kuşkuculuğu benimsemiştir. Seksen üç kitap yazdığı söylenmiştir. Kitaplarından günümüze otuz kadarı ulaşmıştır. Bir ara Antalya’da avukatlık yapmıştır…
Lukianos, filozoftur. Konferanslar vermek üzere birçok kentte ve ülkede bulunmuş, Yunanistan, Roma ve Mısır’ı gezmiştir. Mısır devletinde görev almış ve orada, yüz doksan iki yılında altmış yedi yaşında ölmüştür.
Lukianos, kuşkuculuğu nedeniyle; gurura, çarpık düşünceye, zenginlerin acımasızlığına, kör insanlara ve mitolojiye karşıdır. Kitapları görüşlerini yansıtmaktadır. Lukianos’un “Seçme Yazılar I” kitabından birkaç örnek vereceğim ki, onu tanıyıp, görüşlerini daha iyi anlayasınız…
Seçme yazılar1; Tanrıların konuşmaları, Deniz konuşmaları, Öbür dünyada konuşmalar, Ahrete varış ve Yosma konuşmaları olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Kitapta yer alan konuşmalarla, Pagan dinler ve o dinlerin tanrılarıyla alay eder.
Öbür Dünya konuşmalarından; Sinoplu Diogenes (Diyojen) ile Poydeukes arasında geçen konuşmada: Polydeukes’e Menipos’u ahrete çağırmasını istediği bölüm ilginçtir. O, Dünyadaki Filozoflara şöyle seslenir. “Bıraksınlar saçmalamayı, aralarında geçen âlem ile ilgili çekişmeyi, birbirlerine boynuz takmayı. Timsahlar uydurmayı. Gençlere öğrettikleri gülünç soruları bırakmalarını söylemesini ister…
En ilginç bulduğum bir diğer diyalog ise. Pan ile Hermes arasındadır. Hermes, Pan’ın öz oğlu olduğunu kabullenmez. Ama sonunda kendi oğlu olduğunu anlar. Ne yazık ki, oğlundan utanır ve Pan’a, şöyle der: “Gel oğlum, sarıl bana ancak oğlum olduğunu kimseye söyleme. Bana da toplum içinde baba deme der.”
Aradan neredeyse iki bin yıl geçmiş, değişen bir şey yok. Bu gün yine insan işlediği hataların bedelini ödemiyor. Hatalarının duyulmasından korkup saklıyor, kurtulmanın yollarını arıyor. Kurtulmak için her çareye başvuruyor…
Tarihten ders çıkaran, doğayla dost olan, bilime inanan, okuyan, sorgulayan, hurafelere inanmayan, geçmişinden gocunmayan, kul hakkı yemeyen her insan doğru yoldadır…
KAYNAK:
Lukianos, Seçme Yazılar. Büyük Klasikler dizisi Hürriyet Yayınları1976 Basımı


Makalelerinden yararlanıyorum
Ağızına sağlık.Sevgi vesaygılarımı gönderiyorum
Çok teşekkür ederim, bildiklerimi paylaşıyorum. Selamlar sevgiler.