NEREDEN GELDİK, NEREYE GİDİYORUZ?

Uygarlığın nimetlerinden yararlanmak insanın en doğal hakkıdır. Teknoloji, insanın refahı ve bolluk içinde yaşaması için geliştirilmiştir. İnsan, teknolojinin nasıl geliştirildiğini, teknoloji ürünlerinin nasıl üretildiğini? Hangi zorluklarla karşılaşıldığını, kimin icadı olduğunu düşünmez, araştırmaz sadece kullanır. Ama eskiyi, özellikle çocukluğunda yaşadığı mutlu günleri de unutmaz. Yaşlılardan duyarsınız, nerede o eski günler? Diye başlayan özlem dolu cümleyi. Ne kadar doğru, geçmiş yıllar neden özlenir, gelin birlikte araştıralım:

Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya gelip yerleştiğinde bir kısmı göçebe,  diğer kısmı köylü bir toplum oluşturdu. Kentlerde yaşayanlarla kırsalda yaşayanlar arasında farklılık oluştu. Köy ile kent arasındaki farklılık Cumhuriyetin kurulmasına kadar sürdü…

Osmanlı imparatorluğu, “adalet ve yardımseverlik üzerine kurulmuş olmasına rağmen, ekonomik düzeni toprağı işleyen köylünün artı ürününü vergilendirmeye dayanıyordu.” (1) Devlet üretici değil tüketiciydi…

Anadolu’da uygulanan toprak rejimi, tımar sistemiydi. Köylünün tımar sahibi olması çok zordu. Sipahinin izni olmaksızın toprağını terk etmesi yasaktı. Sipahi, köylü üzerinde mutlak hâkimiyete sahipti. “Namaz kılmayan, oruç tutmayan ve uygunsuz halleri olanları cezalandırma hakkına sahipti.” (2)

“Tımarlı sipahi, köylü çocuklarının beden gücünden yararlandığı için okumasını istemez; okula, medreseye gitmelerine engel olurdu. Köylü çocuklarını, kulları ve malikânesinin hizmetkârı olarak görürdü.” (3) Köylü Dünyadan habersiz yaşardı…

Köylü-kentli farklılaşmasını en güzel anlatanlardan Asaf Gökbel, “Köylü, kendini kasabalı ve kentliye göre kaba görür, kentli ve kasabalı da köylüye o gözle bakardı…” Şeklinde açıklar. (4)

Osmanlı Devletinin kentlerinde yaşayanlar bile uygarlığın nimetlerinden tam olarak yararlanamıyordu. “Adana ve İzmir’deki derme çatma bir kaç tesis dışında sanayi kuruluşu yoktu.” (5)

Osmanlı İmparatorluğunda “20 kent ve kasabada modern kurallara uygun içme suyu, 2 kentte modern su tesisatı, 4 kentte elektrik, 17 kent ve kasabada mezbaha bulunuyordu.”(6) Devleti idare edenler, “yüzyıllar boyunca sadece halktan vergi almışlardı. Cumhuriyetle birlikte halktan alınan vergiler; sağlık, yol, asayiş, okul, fabrika kurularak geri verilmeye başladı” (7)

Özellikle köylü toplum olmamız,  köylünün vatanın kurtulmasındaki katkısını ve özverisini göz önüne alarak köylüyü toprak sahibi yaptılar. Köylünün sırtında kambur haline gelen, gelir adaletsizliğine yol açan aşar vergisini kaldırdılar…

Cumhuriyeti kuranlar, geçmişten ders alarak “üniter, tam bağımsız, halk egemenliğine dayalı” bir devlet kurup, kısa sürede modern teknolojiyi kullanan yerli ve milli fabrikalar kurdular…

Erkekler, Sümerbank kumaşından,  kadınlar ise Nazilli basmasından dikilen elbiseler giyerdi. Yırtıldığında, eskidiğinde atılmaz birkaç kez yamanır, giyilemeyecek hale gelirse kilim, yolluk yapılırdı. Çiftçiyi, üreticiyi, sanatkârı güçlendirmek, ülkenin kalkınmasını sağlamak için yerli malı haftaları düzenlenir, yerli üretimin kullanılması özendirilirdi…        

Gençler tanık olmadıkları, tarihi okumadıkları için bilmez. O günlerde ülkenin birçok ilinde, ilçesinde, köyünde elektrik yoktu, olanlar ise ancak geceleri aydınlanma için kullanılırdı. Yazın tarlası, bahçesi olanlar yiyecekleri için sebze diker, meyve yetiştirir ihtiyacını karşılar, artanını satar ya da kışlık olarak hazırlardı.

Çocukluğumun geçtiği güzel günlerdi o eski günler; zordu, yokluk içinde yaşanıyordu ama insanlar mutluydu, yarınlarından umutluydu…

Kimsenin kuyusu kazılmaz, darda kalana yardım edilir, aç olan doyurulurdu. Yaptığı yemekten kokmuştur, canı çekmiştir diye komşuya verilirdi. Bu gün öyle mi? Ülkenin Çağdaşlaşmasını sağlayan fabrikaları satıldı, köylü ihmal edildi…

Bugün her türlü ürünü üretebiliyor, üretemediklerimizi de ithal ediyoruz. Çağdaş uygarlığın bütün nimetlerinden paramız olduğu süre yararlanıyoruz ama yaşantımızda eksik olan, unuttuğumuz bir şeyler var. Yardımlaşmayı, paylaşmayı, ahde vefayı, doğayı, insanı, canlıları sevmeyi, onları korumayı unuttuk...

KAYNAK;

1-İsmail Tokalak, Bizans-Osmanlı Sentezi. S. 315

2-Doğan Avcıoğlu, Osmanlı’nın Düzeni. Türklerin Tarihi 6. Kitap. S.37

3-Bezmi Nusret Kaygusuz. Şeyh Bedreddin Simaveni S.75

4-Asaf Gökbel, Milli Mücadele’de Aydın. S.46

5-Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam. S. 497

6-Günver Güneş, Makale; Cumhuriyetin İlk Yıllarında Kentleşme Sürecinde Aydın Belediyesi ve Faaliyetleri. Tarihsel Süreçte Aydın. S. 308

7-Şevket Süreyya Aydemir, Suyu Arayan Adam. S. 435

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Gülce
Mehmet Gülce - 1 hafta Önce

Ellerinize ve emeklerinize sağlık İsmail bey. Çok güzel sentezlemissiniz.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Mehmet Gülce - 1 hafta Önce

Teşekkür ederim, içimden geldiği gibi anlatmaya çalıştım. Sevgiler, saygılar.

A.A.Trabzon
A.A.Trabzon - 1 hafta Önce

Makalemizde ki son cümleyi hatırlayabilsek ve de gereğini yerine getirebilmek sorunlarımızın tamamını değilse de büyük bir bölümünü çözmüş oluruz.Ağızına,gönlüne sağlık.Sevgi ve saygılarımla.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @A.A.Trabzon - 1 hafta Önce

Teşekkür ederim, çok şeyleri unutturdular, unutturmaya devam ediyorlar. Sevgiler selamlar.

Cafer Çakır
Cafer Çakır - 1 hafta Önce

Beğendim. Tebrikler.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Cafer Çakır - 1 hafta Önce

Teşekkür ederim, selamlar.

Nuri sari
Nuri sari - 7 gün Önce

AAynen katılıyorum yüreğinize sağlık

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Nuri sari - 6 gün Önce

Çok teşekkür ederim, selamlar.

Rauf değirmenci
Rauf değirmenci - 2 gün Önce

İsmail Bey kardeşim emeğine sağlık teşekkürler


banner158