“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harington Cenaplarına... İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden, İngiltere devleti fahimesine iltica ve biran evvel İstanbul’dan mahall-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim efendim.
16 Teşrin-i sani (Kasım)1922.
Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin.”
Okuduğunuz bu yazı, bir İngiliz askerinin himmetine muhtaç kalarak, 600 yıllık köklü bir medeniyetin son hükümdarı ve İslam Halifesi VI. Mehmet Vahdettin tarafından kaleme alınan; I. Dünya Savaşında binlerce Mehmetçiğin kanını döken, sonrasında Anadolu’yu ve Trakya’yı Yunan ordularına peşkeş çeken, Osmanlı başkenti İstanbul’u işgal eden İngiliz emperyalizminin merhametine sığınma talebinin belgesidir. Bir kaçma vesikası yani. II.Mehmet (Fatih) 1453’de İstanbul’u fethetmişti, torunu VI. Mehmet İstanbul işgal altındayken, İstanbul’u işgal edenlere sığınıp kaçıyordu.
Millî Mücadeleye karşı iç savaş başlatan, kardeşi kardeşe düşürüp Anadolu’da iç isyan çıkaran, Mustafa Kemali görevden alıp rütbelerini, nişanlarını, madalyalarını söken, kendisiyle beraber olan silah arkadaşlarını gıyaben idama mahkûm edip Divan-ı Harbi Örfi kararını imzalayan, onların ‘’katli vaciptir’’ fetvasını onaylayan. Bitmedi. Milli direnişi önlemek için nasihat heyetleri oluşturan, Kuvayi Milliyecileri yok etmek için Kuvayi İnzibatiye (Halifelik Ordusu) kuran, Kurtuluş Savaşı dönemi işbirlikçi hainlerinden Ahmet Anzavur’a paşalık rütbesi verip milliyetçilere saldırtan, 10 Ağustos 1922’de Türklerin idam fermanı Sevr Antlaşmasını imzalayan bir padişahtır söz konusu olan.
* * * * *
Dediler ki ‘’Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışına geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon’dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa bizde onunla düşman olalım.’’
Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon’dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: “Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir.” Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tengri’nin yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.
Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk’ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt’un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon’dan çıktılar.
Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türklerin bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kağanı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beyleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar.’’
Ergenekon’dan çıktıklarında Türklerin kağanı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Türkler’ in Ergenekon’dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki eskisi gibi, bütün iller Türkler’ in buyruğu altına girdi.
* * * * *
Dediler ki işbirlikçi hainlerin tohumlarından arta kalanlar: "Malum Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Mustafa Kemal'i Anadolu'ya Vahdettin gönderdi.’’
Oysa Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit 30 Mart 1919'da, Mustafa Kemal Samsun'a çıkmadan önce, İngiltere'nin sömürgesi olmak için İngiltere'ye zaten başvurmuşlardı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak; ‘'Mustafa Kemal Paşa, Damat Ferit'i sadrazamlıktan uzaklaştırmak için çalışıyordu. Mustafa Kemal'i İstanbul'dan uzaklaştırmak istediğini, Savunma Bakanı Şakir Paşa bana Genelkurmay Başkanı olduğum için söyledi.'’
Padişah VI. Mehmet Vahdettin ve dönemin Osmanlı hükümetinin Mustafa Kemal'i Samsun'a Millî Mücadele'yi başlatması için değil, tersine, İstanbul'dan ve göz önünden uzaklaştırmak, işgalci devletlere karşı olabilecek hareketleri engellemesi için göndermişti.
Mustafa Kemal, Ordu Müfettişlik görevinin verilmesi konusunu Nutuk'ta şöyle anlatır: ‘'Bu geniş yetkiyi, beni İstanbul'dan sürmek ve uzaklaştırmak amacıyla Anadolu'ya gönderenlerin bana nasıl verdiklerine şaşabilirsiniz. Hemen söylemeliyim ki, bana bu yetkiyi onlar bilerek ve anlayarak vermediler. Her ne olursa olsun benim İstanbul'dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe, Samsun ve yöresindeki düzen bozukluğunu yerinde görüp önlem almak için Samsun'a kadar gitmekti. O günlerde Genelkurmay'da bulunan ve benim amacımı bir ölçüde sezinleyen kişilerle görüştüm. Müfettişlik görevini buldular ve yetkiyle ilgili yönergeyi de kendim yazdırdım.’’
Görevlendirme yönergesinin ayrıntılarını, Mustafa Kemal Paşa Genelkurmay İkinci Başkanı Kazım Paşa'yla (İnanç) düzenler. Görev Yönergesi hazırlanırken, Mustafa Kemal'in tek ilgilendiği konu yetki sorunudur. Kazım Paşa'ya: ‘'Şu iki noktayı mutlaka ekle, onlar bana yeter. Birinci madde, Samsun'dan başlayarak, bütün Doğu vilayetlerindeki kuvvetlerin komutanı olabilmem ve bu kuvvetlerin bulunduğu vilayetler valilerine doğrudan emir verebilmemdir. İkincisi, bu bölge ile herhangi bir temasta bulunan askeri ve sivil makamlarla yazışmada bulunabilmeliyim.’' der.
Mustafa Kemal'i Anadolu'ya göndermeye karar verenlerle, kendisinin hedefleri arasında hiç benzerlik yoktur ve Osmanlı Devleti'ni ve Hanedanı'nı kurtarmak amacıyla değil, kayıtsız şartsız ulus egemenliğine dayanan yeni bir Türk Devleti kurmak amacıyla Anadolu'ya çıkmıştır.
Vahdettin, 1923'te Mekke'de yayımladığı beyannamede, Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya göndermediğini, ‘'Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderen kabineye uydum’' diyerek itiraf eder.
Osmanlı Devleti'nde toprak kaybı ve geri çekilme 1683'teki 2. Viyana Kuşatması ile başladı. 1877-18778 Osmanlı-Rus Savaşı'nda ve 1912-1913 Balkan Faciasında Tuna ve Balkanlardaki hemen tüm topraklarını kaybetti. 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı sonunda dağıldı. 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması'yla da fiilen sona erdi. 19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Paşa'nın Millî Mücadele yolculuğu başladı. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'a ayak bastığında, şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Türkiye Cumhuriyeti'nin doğum sancıları 19 Mayıs 1919'da Samsun yolculuğu ile başlar. Bu zorlu ve engellerle dolu yolculukta tarihin akışını değiştirecek lider hem kendisinin hem de milletinin ve mazlum ulusların kaderine damgasını vuracaktır.
* * * * *
Ergenekon Destanı, Türk kimliğinin önemli bir parçasıdır ve Türk mitolojisinin temel unsurlarından biridir. Türklerin tarihî bilincini ve millî kimliğini şekillendirmede büyük bir rol oynamıştır. Ergenekon Destanı ile Türk kimliği arasındaki ilişkiyi açıklayan önemli noktalar; köken ve ataerkillik, bağımsızlık ve direniş, birlik ve dayanışma, tarihi bellek ve miras, kültürel kimlik ve miras olup; demirden dağın eritilip, özgürlüğe koşan küçük bir milletin dünyayı hükmedecek bir ulus haline gelmesinin destansı anlatımıdır. 19 Mayıs 1919 tarihi de yedi düvelden oluşan; yürüyen, yüzen, uçan, atan, patlayan, özetle; zamanının en modern ve güçlü silahlarıyla donatılmış asimetrik güce sahip ordularınca yurdunu çevreleyen duvarların darmadağın edildiği sürecin başlangıcı olan, bulunduğu yüzyılın Ergenekon destanıdır.
* * * * *
"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım."
Türk ulusunun emperyalizmin kıskacından kurtulma hareketinin başladığı, kendi vatanında özgür ve bağımsız olarak yaşama kararlılığının haykırıldığı günün adıdır:
19 Mayıs Atatürk 'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı...
BOYUN EĞMEMENİN ADIDIR 19 MAYIS 1919...
"Ordu yok." dediler.
"Kurulur." dedi.
"Para yok." dediler.
"Bulunur." dedi.
"Düşman çok." dediler.
"Yenilir." dedi.
Ve…
Bütün dediklerini yaptı...
Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Samsun'a çıkışıyla başlayıp, Sivas Kongresinde söylediği, temel ilkesi: Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşaması, bunun da ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebileceği muhakeme ve mantığına dayanan "Ya istiklâl ya ölüm" sözüyle hayat bulan bağımsızlık mücadelesinin 106. yıldönümü kutlu olsun...
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum...
ASLA BOYUN EĞMEYECEĞİZ...
Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar.


Dünyaya 100 yılda bir lider gelir diyorlar işte bunun kanıtıda ülkemizi işgal boyunduruğundan kurtarıp bir Cumhuriyetin temellerini atan ATATÜRK' tür.