VATAN TOPRAĞININ ÜSTÜ ALTIN’DAN KIYMETLİDİR!

‘’Ekonomik ve sosyal gelişmeye engel olmaksızın, çevre değerlerini ekonomik politikalar karşısında korumak, planlanan bir faaliyetin yol açabileceği bütün olumsuz çevresel etkilerin önceden tespit edilip, gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır.’’


Çevresel Etki Değerlendirmesinin (ÇED) amacı, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının internet sitesinde böyle tanımlanıyordu!  


Zeytinlik, orman, tarım, doğal ve tarihi sit alanlarında, özellikle ÇED raporları dikkate alınarak açık saha maden aramalarına izin verilmemesi, verilen iznin geç kalmadan iptal edilmesi mutlu eder bizi. Res, Hes, Jes gibi enerji üretimi için yapılan ciddi yatırımlara da karşı değiliz. ÇED raporları dikkate alındığı sürece. Böyle olunca; yeryüzü doğal şekilleri bozulmaz, tabiata dokunulmaz, flora ve faunası zarar görmez! 


Toprağa bir delikten girilerek yeraltında yapılan maden aramaları da uyar bize! İnsan sağlığı, can güvenliği, çevre dokusu bozulmadıkça. Özel girişimcilere üç otuz paraya verilen ruhsatlar, vergi indirimi, vergi borçlarının silinmesi, özellikle ülkeyi talan edip devede kulak misali vergi veren yabancı sermemeye peşkeş çekilen madencilik faaliyetlerini de vatana ihanet sayarız.


Ne yazık ki hukuka aykırı şekilde, hatta hukuk tanımaksızın; dünya mirası vatanın ekolojik sistemi, tarımsal toprakları, kıyıları, doğal ve tarihi sit alanları yok ediliyor. Metalik madencilik yer altı ve yer üstü sularını, havayı zehirlerken, temiz su sıkıntısı çekiliyor, başta kanser olmak üzere insan sağlığına kalıcı ciddi zararlar veriliyor; ölümlere, sakat ve özürlü doğumlara sebep oluyor. Orman yangınları aldı başını gidiyor, bir deniz kenarı bulursa serinlemek için duruyor!


Uzmanların, çevrecilerin uyarıları, bölge insanının isyanı hep görmezden geliniyor. Özellikle ege kıyıları otel ve site yapımı için doğal özelliğinden çıkarılarak lüks aldatmacası adı altında rantla besili betona boğuluyor, su sıkıntısı ciddi boyutlara ulaşılıyor. Açılan kuyularda ya su yok ya da yetersiz. İçmeyi bırakın, temizlik için bile riskli. Yaşam alanlarını yitiren domuzlar bile çaresizce yerleşim bölgelerinde su ve yiyecek arayışında. Ülkemizde kuraklık tehdidi artıyor ama duyanı hak getire.    
 

Çevre denince iktidarın tutkulu gündemi ise sadece madenler! Kendi bakanlığı, amacının ‘’ekonomik politikalar karşısında çevre değerlerini korumak’’ olduğu vurgusu yaparken, pratikte sermayeye hizmet eder durumda.  Daha yeni, allem kallem edilip zeytinliklerin madene açılması yasalaştırıldı. Her an için, maden sahalarından, “Sağlığınız için maden suyu çıkarıyoruz’’ diyerek vatandaşı yutturabilirler!...


Türkiye günlerdir orman yangınlarıyla boğuşuyor. Eskişehir’i saran alevlerde yeşil vatanı savunmada 10 şehit, arkasından Bursa’dan bir şehit daha. Yeşili yuva yapan canlıları yitirirken, yanacak yerler giderek azalırken, yangınlar artık yerleşim yerlerinin kalbine doğru ilerlerken, tahliyeleri görmeye başladık.


Yetkililerin, artık gına getiren sorumsuz, duyarsız, duygusuz, saygısız, toplumu suçlayıcı, aptal yerine koyan açıklamaları da cabası…


Daha geçen yıl! Mardin ve Diyarbakır’daki alevlerde 15 canı yitirdik. Hayvanlar öldü, ağaçlar kül oldu. O zamanlar da aynı şeyler konuşulmuştu; yangın söndürme uçaklarının yetersizliği, THK’nin işlevsizleştirilmesi, orman alanlarını korumaya yönelik gerekli önlem alınmaması, ekiplerin eğitimi, orman köylüleriyle ilgili düzenlemelerdeki sorunlar, elektrik iletim hattındaki ihmaller, özelleştirmeyle birlikte şirketlerin denetimindeki eksikler... 
Tüm bunların yanında hemen her konuda olduğu gibi liyakatsizlik, rant kültürü, hesap verme mekanizmasındaki çarpıklık, duyarsızlık, sahiplenme.


Cumhurbaşkanı ve Hazine ve Maliye Bakanı imzasıyla yayımlanan tasarruf genelgesi ile Orman Genel Müdürlüğünün 587,9 milyon TL tutarında alacağı ödenek bloke edilmiş. 100 bin kilometrenin üzerinde orman yolu, tasarruf genelgesi nedeniyle açılamamış. Havadan müdahale yetersizken, yangınlara orman yolu üzerinden ulaşım da zorlaştı elbette.  


Kâr hedefiyle hareket eden Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı Orman Genel Müdürlüğü, yangın uçağı almak yerine kâr ve faiz geliri elde etmeyi tercih edince, yangın uçakları yine yetersiz kaldı, ormanlar ve canlar kaybedildi.  


Geçen hafta gündeme yansıdı. Pasifik adası Tuvalu’da deniz suyunun yükselmesi nedeniyle, halkın %80’ninden fazlası Avustralya’ya göç etmek üzere iklim vizesi başvurusu yaptı. Avustralya'nın, "dünyada türünün ilk örneği" olan bu vize programı, Uluslararası Adalet Divanı'nın iklim adaleti konusunda vereceği kritik kararın hemen öncesinde geldi.


Bizdeki iklim ve çevre krizlerine karşı bu vurdumduymazlık devam ederse, neyi kaybedeceğimizi anlamamız açısından küçük bir örnekti.


İklim değişikliğinin çevresel etkileri ortadayken, küresel çapta artan sıcaklıklarla birlikte yangınların daha da yıkıcı olduğunu duymayan, bilmeyen, anlamayan var mıdır hala?  
İklim krizi küresel bir sorun. Buna karşı alınacak önlemler ulusal güvenlik açısından da önemli. Ormanı, tarlası, ekini, suyu olmayan bir ülkenin; canı, geleceği ne olur diye sorup, acil eylem planlarını devreye sokmak şart. Üç kuruş para uğruna ülkeyi uluslararası şirketlerin geri dönüşüm ve zehir deposuna dönüştürmeye çalışanlara ‘’Dur’’ demek de! 


Gece neye yattığımız, sabah hangi ‘’lanet olası’’ habere uyanacağımız konusunda akıl sağlığımız kırmızı çizgide. Felaketler, ihmal ve boş vermişliklerle gelen “ucuz ölümler” ülkesi olmak; kadını, çocuğu hedef alan şiddet dalgası, cezasızlık, etik, ahlaki yozlaşma... 
Kurumlarda uzmanlık yerine “itaat, sadakat” arayışıyla yapılan bol maaşlı atamalar.


Sırtımızda zehirli kaftan, çaresizliğin, kabullenmişliğin içine hapsedilmiş gibiyiz. “Ölümle korkutup sıtmaya razı ederiz” diyenlere karşı; demokratik, laik, hukuk devletinden, akıl, bilim, etik değerler ve liyakatten yana örgütlü millet iradesinin gücü daima etkilidir!  


Evliya Çelebi ne diyordu Seyahatnamesinde; ‘’Erzurum’da bir ağaçtan yola çıkan sincap, hiç toprağa inmeden İstanbul’a kadar gidebilir.’’  


Sincapların daldan dala atladığı, Timur’un fillerini sakladığı o ormanlarla; yine, yeni, yeniden yeşile boyarız bu vatanı biz! Yeter ki O’na sahip çıkalım!...


Sevgi ve sağlıcakla kalın dostlar…

YORUM EKLE
YORUMLAR
R. Seyhun Eskici
R. Seyhun Eskici - 10 ay Önce

"Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser." Ülke olarak emperyalizmin en yoğun saldırılarını yaşıyoruz. Ne yazık ki küresel şirketlerin ortadoğu planı olan BOP'un eşbaşkanı olan kişi ülkeyi tek başına yönetiyor. Bu gün yapılması gereken topyekün sisteme karşı durmak, değiştirmek için kavga vermektir.

Muzo
Muzo - 10 ay Önce

Eline, kalemine sağlık yoldaşım

İsmet Bozkurt
İsmet Bozkurt - 10 ay Önce

Yukarıda tespit edilen eksikler ve kusurların çözümlenmesi için sosyal demokrat ,sosyalist anti Amerikan cı bir yönetime gereksinim var.

banner158