ZAMANIMIZ KALMADI!

Çevre, insanın yaşamını sürdürmek, soyunu devam ettirmek için; sosyal, fiziksel, biyolojik ve kimyasal faaliyetlerini gerçekleştirdiği doğal ortamdır. Bu ortam, sadece insana ait olmayıp, doğada yaşayan tüm canlıların ortak yaşam alanıdır.

Son yüzyılda Doğa yasalarına aykırı olarak geliştirilen sanayi ve teknoloji, doğa üzerindeki insan baskısını arttırmıştır. İnsan, doğayı kendi malı olarak görmüş, kaynakların tükenmeyeceği öngörüsüyle istediği şekilde düzenlemeye kalkmış, sonuçta iklim krizine neden olmuştur.

Bilim insanı Alman bakteriyolog Paul Ehrlich, "Doğa insan olmadan da yaşar; ama insan, doğa yok olduktan sonra yaşayamaz." Sözleri ile insanın, doğa yasasına karşı durmasının yanlış olduğunu çok açık anlatmış ama çoğunluk ve kapitalistler işlerine gelmediği için bunu anlamamıştır.

Örneğin: Doğanın, canlı yaşamın devamını sağlamak için geliştirdiği; bataklıklar ve sulak alanlar kurutulmuş, buralarda yaşayan canlılar ve oksijen kaynağı ormanlar yok edilmiş, nehirler, göller kirletilmiş, toprak kazanmak için denizler doldurulmuş. Maden aramak ve otoyol yapmak için dağlar, ormanlar ve verimli tarım alanları geri dönülmez şekilde tahrip edilmiştir.

Doğanın hoyrat kullanılması, başta Atmosfer olmak üzere; su, torak ve çevreyi kirletmiştir. 1987 tarihli “Bilim ve Teknik Dergisinde” yayınlanan bir makaleye göre, “Ozon tabakasının 1981 yılından 1987 yılına kadar geçen sürede %40 azaldığına dikkat çekilmiştir.” (1)

Sanayi devriminden sonra; Güneş ısısı ve diğer doğal enerji kaynaklarını kullanmak yerine fosil yakıtların kullanılması, filtre edilmeden, temizlenmeden Atmosfere salınan Co2 ve sera gazları, Ozon tabakasının incelmesine, delinmesine, ortalama sıcaklığın artmasına ve buzulların erimesine neden olmuştur.

İnsanın doğaya muhtaç olduğunu ve doğaya karşı koyarak yaşamasının olanaksız olduğunu bilim insanları yıllardır dile getirilmektedir. Bundan 2 yıl önce aktivist genç kız, Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmada iklim krizinde geri dönülmez noktaya gelinmesine 12 yıl gibi az bir zaman kaldığını, bir şeyler yapılması gerektiğini ağlayarak anlatmaya çalışmıştır. Geri dönülmez noktaya bu gün için 10 yıl kalmıştır…

Bilim insanları, talan edilen doğal oksijen fabrikaları ormanların yerine ve tüm tarım alanlarına ağaç dikilmesi halinde bile iklim krizinin 10 yıllık sürede durdurulmasının olanaksız olduğunu, fosil yakıt kullanılmasının tamamen ve hemen durdurulmasını önermektedirler. Uyarıları duymazdan gelen kapitalist ülkeler ve doğayı para olarak görenler, doğayı dönüştürmeye fosil yakıtları ve sera gazlarını kullanmaya ve canlı yaşamı yok etmeye devam ediyorlar…

Tehlikenin farkına varan sanayileşmiş batılı ülkeler, Atmosfere salınan Co2 ve sera gazlarının sınırlandırılması amacıyla Paris İklim anlaşmasını imzaladılar. Antlaşmaya imza atan devletlerden ABD Başkanı Trump, ABD’nin imzasını sözleşmeden çekerek anlaşmanın hayata geçirilmesini geciktirmiş, zaman kaybına neden olmuştur…

Yeni seçilen ABD Başkanı Joe Biden’ın daveti üzerine, 40 ülkenin katılımı ile 22 Nisan 20121 tarihinde tele konferansla İklim zirvesi başlatılmıştır. Zirveyi düzenleyen ABD Başkanı J. Biden konuşmasında: “ABD’nin Atmosfere saldığı Co’ ve sera gazlarını 2030 yılına kadar 2005 seviyelerine göre yüzde 52’ye kadar azaltmayı, 2050 yılına kadar sıfırlamayı taahhüt etmiştir.” (2) Oysa geri dönülmez noktaya az bir zaman kalmıştır.

Basına yansıyan haberlere göre konferansa katılan ülkeler arasında birlik yoktur. Co2 ve sera gazlarının Atmosfere salınımını önleyecek bağlayıcı karar alınmamış, konferansa katılan devletlerin liderleri sadece taahhütte bulunmakla yetinmiştir.

Televizyon kanallarında konuyu tartışan bilim insanları, İklim krizini önleyici ortak bir karar alınmasının bu aşamada zor olduğunu, liderlerin krize farklı yaklaştıklarını, Dünyayı kurtarmak için harekete geçmeyip, laf ürettiklerini söylemektedirler.

Atmosfere salınan Co2 ve sera gazları hemen durdurulmazsa, iklim krizinde geri dönülmez noktaya öngörülenden daha önce girilecek.  Bunun sonucunda Dünyada daha fazla sıcaklık, daha fazla kuraklık, daha fazla çölleşme, daha fazla hortum, daha fazla sel baskını olacak, virüs salgınları daha sık görülecektir.

KAYNAK:

1-Piererre Baron, Azalan Ozon ve Yaşam. Makale. Bilim ve teknik Dergisi Nisan 1987 233. sayı sayfa 1.

2-https://temizenerji.org/2021/04/23/biden-yeni-iklim-hedefini-acikladi-abd-emisyon-azaltim-hedefini-ikiye-katladi/
 

YORUM EKLE
YORUMLAR
Serdar Karsu
Serdar Karsu - 5 gün Önce

Sayın Türkbay tekrar merhaba,
Yazılarınızla, toplumumuzu aydınlatma çabalarınızdan dolayı sizi kutluyorum.
Bize, görüş ve eleştiri hakkımızı kullanmamızı sağlayan, sayfalarını açan Aydın Paragraf İnternet Gazetesine, Sayın Aydın Sarı’ya çok teşekkür ediyorum..
Rize İkizdere’deki doğa kıyımına direnen 30 eli öpülesi Ablamızın ve Kardeşlerimizin sesi tüm ülkede çınladı... Çevreyi/doğayı yıkıma uğratacak Aydın Denizli Otoyolu, Büyük Menderes Ovası üzerine çökmek üzere.. 1 milyonu aşkın nüfuslu Aydın’ımızdan etkin bir ses yok...
Aydın Çevre Platformu, meydanda nutuk attı.. Sonra da köylülerle 1-2 saat görüşüp, ‘face’lerinde boy boy fotoğraflar.. Zoom’lar vs.. Gerisi yok...
Aydın’da en çok oyu alan CHP’nin milletvekili, Buharkent için ‘kamulaştırma koordinatları belli midir? verimli topraktan mı geçiyor?..’ vb dedi... Günaydın arkadaşlar! Ovanın tümü verimli/işlenen toprak.. Ucu açık Kamulaştırma Kararnamesi geçen yıl Meclis’e gelirken hiç mi görmediniz?.. Geçtiğimiz yıllarda, ‘Otoyol neden gecikti?, Yapılsın da kamu olanaklarıyla olsun’ diyen siyasiler, doğayı/çevreyi/halkı hiç mi düşünmediler?.. İşlevdeki karayolunun, demiryolunun (iyileştirmeler yapılarak) yeterli olacağını hiç mi akıllarına getirmediler?..
Aydın İlinde, TMMOB Mühendis Mimarlar Odalarının her birinin şubeleri, temsilcilikleri var.. Binlerce dönüm verimli/işlenen toprak yok edilme ile karşı karşıya iken, Ziraat Mühendisleri Aydın Şubesi neden kulağı üzerine yatar?.. Çevre Mühendisleri Odası, basında çıkan yazıları hiç mi duymadı?.. İnşaat Mühendisleri odasına 1 ay kadar önce, gerekli belgeleri de ekleyerek yazdım, sordum: Arkadaşlar, bu bir otoyol mudur? Yoksa ‘otoyol’ adı altında, bölünmüş zigzag yol mudur? Yanıt bile gelmedi.. (Bu sorunun yanıtı önemlidir.. Çünkü 2 milyar dolara mal olacak bir yol, eğer ‘otoyol’ değilse, arkasından çok soru gelir!..) Tekrar sormam üzerine, yalnızca İMO Merkez’den ‘‘yazınız tarafımıza ulaşmıştır ’’ nokta.. yanıtı geldi..

Aydın Barosunda, basında çıkan yazılardan sonra (Örneğin; Aydın Paragrafta yayında olan yazım) bu otoyolun 2014’de yapıldığı söylenen (geçersiz!) Halk Toplantısı, 2017 tarihli Nihai ÇED raporu, Güzergah Belirsizliği ve Ucu Açık Kamulaştırma Kararnamesi hukuka, yasalara, yönetmeliklere, kurallara uygun mudur diye, bir bakmak/incelemek hiç mi düşünülmedi?..
Bunlardan dolayıdır ki, Aydın’daki ana muhalefet milletvekilleri, meslek örgütleri ve çevre dernekleri, ya duymazlıktan geliyorlar yada MIŞ GİBİ davranıyorlar yazdım..
Yörük Ali’nin kızanları, beyaz atlara binip gitmişler!.. Ardılları günümüzde var mıdır?..
Denizli’deki TMMOB Meslek Odaları, Çevre Derneği, Ziraat Odası, Baro, Tabip Temsilcisi bir araya gelip basın açıklaması yaptılar, örnek bir birliktelik sergilediler.. Otoyolun ve ‘Turizm’ isimli karayolunun ağır hasar vereceği Aydın İlinin TMMOB meslek odalarından, barodan ise ses yoktur..
Hukuksuzluk ortadayken ve doğa/çevre/bölgedeki insan yaşamları geri dönülmez bir karabasan ile karşı karşıya iken...

TMMOB Meslek Odalarının, Baroların, T. Tabipler Birliğinin öncelikli görevi, toplumsal/kamusal duyarlılıklar/sorumluluklar ve bu yolda gerçeklerin topluma açıklanması değil midir?..
(Not: Konuyla ilgili basında çıkan yazıları, açıklamaları, gerekli resmi belgelerle birlikte, Türkiye Barolar Birliği’nin Ankara’daki Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu’na belki bir katkıları olur diye geçen hafta gönderdim)

Bu gidişle ve duyarsızlıklarla ve de MİŞ GİBİ davranışlarla, ırmaklarda gider, denizler de, dağlar/ovalar da...Zehirlerle kirletilen Büyük Menderes nehri şimdi de (ilk kez) kurumasıyla, günlük tüketim hırsındaki homo sapienslere uyarısını yaptı!.. Anlayanlara...
Yazım uzun oldu. Kusura bakmayın.. Anadolu’da bir söz vardır: Dertli sölegen olur!..
Bir söz de Fuzuli’den edelim:
SÖYLESEM TESİRİ YOK,
SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL...
Saygılarımla,
müh. Serdar Karsu

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Serdar Karsu - 5 gün Önce

Sayın Serdar Karsu, eleştirilerinizde haklısınız, eleştirileriniz için teşekkür ederim. Sivil toplum örgütlerinin elinde çevre sorunları duyurmak ve kamuoyu oluşturmak dışında bir güçleri yok! Aydın’ın çevre sorunları bir değil. Çine’de vahşi madencilik çalışmaları ile ormanlar yok ediliyor, yeraltı suları kirletiliyor, madenin neden olduğu Silikozis hastalığından insanlar ölüyor. Buharkent, Nazilli, Kuyucak, Sultanhisar, Efeler, İncirliova, Germencik Jeotermal santrallarla kuşatılmış dururumda. Havayı, toprağı ve suyu kirletiyorlar. Söke, Çimento fabrikası, kurulum aşamasında olan kâğıt fabrikası ve jeotermal santralla yaşanmayacak hale dönüşüyor. Barajların, elektrik alım garantisi ile özelleştirilmesi Büyük Menderes Nehrinin kurumasına neden olmaktadır. Efeler ’den Denizli’ye kadar Aydın ovası otoyol ile yok edilmeye çalışılıyor. Çevre sorunu o kadar çok ki ben belli başlı, herkes tarafından bilenenleri açıkladım.
Sivil toplum örgütleri, otoyol dışında diğer çevre sorunları ile ilgili birçok çalışma yapmış, paneller, konferanslar ve yürüyüşler düzenlemiş, Aydın’ın çevre sorunlarını ulusal ve yerel basın yoluyla Türkiye’ye hatta Dünyaya duyurmuştur. Otoyol, yeni bir konu olarak karşımıza çıktı. Düne kadar, sizin de işaret ettiğiniz gibi; ovaya vereceği zarar düşünülmeden siyasiler tarafından bir an önce yapılması için adeta teşvikte edildi.
Aydın Barosu, hukuki açıdan çevre sorunlarında üzerine düşen her şeyi yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Baro’nun ÇED’in iptal için resen dava açma yetkisi yoktur. Çevre olaylarına müdahilliği bile mahkemeler ve Yargıtay tarafından reddedilmektedir. Buna rağmen, ruhsatsız çalışan santrallar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.
Sivil toplum örgütleri, geçmiş yıllarda Efeler Belediyesi kent konseyinin koordinatörlüğünde bir araya gelip, yürüyüşler, basın açıklamaları, konunun uzmanlarının katıldığı paneller düzenlemiş halkı uyarma görevini üstlenmişti. Yeni seçilen kent konseyinden, sivil toplum örgütleri bu yaklaşımı görmedi. Sivil toplum örgütleri bir araya gelip jeotermal hakkında halkı bilgilendirmek için gitmediğimizi köy kalmamıştı.
Ben kendi şahsıma söylüyorum, salgın nedeniyle bir yıldan fazla oldu dışarı çıkıp hiçbir etkinliğe katılamadım. Yüksek tansiyon hastası olmam, hareketlerimi şimdilik kısıtladı ama yazılarımla uyarma görevimi yapmaya devam ediyorum.
Otoyola karşı çıkma, halkı bilinçlendirme, kamuoyu oluşturma sorununa gelince: Tarım sektöründe artan girdi maliyetleri ve burada uzun uzun anlatamayacağım herkesin malumu nedenler, pazar yokluğu ve diğer çeşitli nedenlerle çiftçilikten kopmuş, arazisini satmak için bekleyen bir köylü çoğunluğu ile karşı karşıyayız. Onlar otoyolun zararlarını değil ceplerine girecek paranın derdinde. Köylüden destek bulamadık, destekleyen bir avuç insan olsa gerisi gelir. Kızılcaköy’de, Pamukören ’de, Germencik’te olduğu gibi toprağını, havasını, suyunu savunacak, otoyolun yapımının durdurulması için direnecek insanları zor bulacağız hatta bulamayacağız. Fuzuli’den yazdığınız şiirde söylendiği gibi, bizim söylediklerimiz, yazdıklarımız ne kadar ses getirir? İleride belli olacak ama konuya sahip çıkması gereken, iktidarı ve muhalefeti ile Aydın milletvekilleridir. Saygılarımla.

Serdar Karsu
Serdar Karsu - 6 gün Önce

Merhabalar,
Dünkü (Sözcü, Cumhuriyet) internet haberlerine göre, Büyük Menderes Nehri ilk kez kurumuş..
Binlerce yılın/uygarlıkların ırmağı B. Menderes Nehri küsmüş!.. Belki yine biraz suyu akar.. Ancak gün gelir; dereler, denizler, dağlar, ovalar, doğa hesap sorar.. Yalnızca doğayı yok edenlere değil, sessiz kalan yığınlara da!..
Bugünkü yağma düzeni, çevre/doğa kıyımlarına koşut olarak sürdürülmektedir.. Muhalefet ise, günlük çekişme gündemlerinin ardında koşmaktan, yok edilen doğanın, geleceği tutsak alan KÖİ / YİD kurgularının farkındalığından uzakta...
Aydın Denizli otoyolu ve ‘turizm’ isimli karayolu konusunda; bölgedeki çevre dernekleri, meslek odaları ve aydınlarımız çoğu, Sevgili Cüceloğlu Hocamızın deyimiyle ‘MIŞ GİBİ’ler...
Kimseye, iş makinalarının önüne yatın demek insanlığımıza yakışmaz.. Kimsenin burnu kanamasın!.. Ancak, ‘face’lerinde toz atan çevre derneklerine, mühendis/mimar odalarına, barolara, tabip odalarına da: Geç olmadan, toplumsal görevinizi yapın, halkımızı aydınlatın!.. Geçersiz ÇED süreci ise, ucu açık kamulaştırma ise, çevre/doğa kıyımı ise, otoyol maskesiyle bölünmüş zigzag yol ise; susmayın, açıklayın, dava açın!..demokratik haklarınızı, doğa için/halk için kullanın.. görevinizin, sorumluluklarınızın gereğini yapın! demek düşer.. ‘Üzülüyoruz, kahroluyoruz’ demekten de öte!..
Saygılarımla,
Serdar Karsu

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Serdar Karsu - 6 gün Önce

İyi günler Serdar Bey, 17 Nisan 2021 saat 12.30 da Dalama Köprüsü üzerinden çektiğim resimleri sayfamda yayınladım, dikkatleri çektim. Balat Deltasında nehir sularının denize ulaşmadığını gören çevre dostları çektikleri resimleri gönderdiler. Nehrin suları denize ulaşmıyor. Çiftçiye uyarıda bulunmuşlar sulama için en çok iki defa su verilecek diye. Büyük Menderes Ovası bu yıl kavrulacak. 10 Mayısta yayınlanacak yazımda bu konuya dikkat çektim, Nehrin kuruma nedenlerini yazdım. Bilim insanlarının öngördüğü süreden önce Anadolu çöl olacak. Yetkililer önlem almak yerine doğayı katledenleri koruyup seyirci kalıyorlar.

Serdar Karsu
Serdar Karsu - 4 gün Önce

Saygın Türkbay Ağabey, tekrar merhaba,
İçtenlikli yanıtınız için ve doğa/çevre/tarih konularındaki aydınlatıcı yazılarınız/çabalarınız için saygılarımı sunarak, teşekkür ediyorum.
Forum niteliğindeki yazışmalarımıza ortam sağladığı için de Aydın Paragraf İnternet Gazetesine teşekkür ediyorum. Bugünkü baskılayıcı ortamda sayıları az da olsa, özgür basınımızın direncinden dolayı kıvanç duymaktayız...

Yanıt yazınızda da belirttiğiniz gibi, Aydın Bölgesinin çok sayıda ve ağır sonuçlara yol açan çevre/doğa sorunları var.. Tüm ülkemizde benzer sorunlar yaşanmaktaysa da, özellikle Aydın ilimizin doğası/çevresi ağır saldırı altında.. JES’lere, vahşi madenciliğe, Büyük Menderes Nehrinin zehirli atıklarla kirletilmesine karşı; yaşamları etkilenen yurttaşlarımızın, sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, duyarlı insanlarımızın verdiği/vermekte olduğu mücadeleye hepimiz tanığız.. Emekleri geçenler sağ olsun, var olsunlar!... Yalnızca Aydın’da değil, ülkemizin her bölgesinde, doğa/çevre kıyımlarına, insan yaşam değerlerinin saldırıya uğratılmasına karşı mücadele edenlere selam olsun!...

Ovalara hançer saplayacak Aydın Denizli Otoyolu, yıllardır söylemlerde olsa da, yazdığınız gibi son zamanlarda kamuoyunun gündemine düştü.. Oldu bittiye getiren, adrese teslim ihalenin uygulaması, 2020 Kasım/Aralık aylarında Denizli il sınırları tarafından (özgün Pamukkale ovasından) başlatıldı..
Otoyolun, doğaya/çevreye/bölgedeki insan yaşamlarına vereceği geri dönüşü olamayan ağır hasarları ve ÇED, SİT vb (kurala/yönetmeliğe uymayan) yönleri konularında çeşitli yazılar/basın açıklamaları yayınlandı..
Haftalık yazınızın yorum bölümüne eklenen yazılarım, Aydın’daki meslek/sivil toplum örgütlerine ve siyasi parti temsilcilerine eleştiri hakkımızın kullanılmasıdır. Ayrıntıları bir önceki yazımda yer almaktadır. Kısaca, ‘duymazlıktan gelmek’, ‘bulaşmayayım’, ‘kenardan top çevirelim’ vb duyarsız davranışlar sergilenmiştir..
(Yanlış anlaşılmaması bakımından: Eleştirilerim, sizin gibi toplumu aydınlatmak için çabalayan saygıdeğer kişilere karşı olmayıp, görevleri/sorumlulukları olmasına karşın kulakları üzerine yatanlara ve ‘mış gibi’ davrananlaradır.)

Siyasi Partilerin işleyişlerinde, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra demokrasinin yaya kaldığı (ve hala sürmekte olan) bir dönem başlamıştır.. Parti içi demokrasinin olmadığı, parti temsilcilerinin/ milletvekillerinin atanmasının ağırlıklı olarak merkezlerden yapılması süreci.. Partiler ve özellikle de Cumhuriyetten/Demokrasiden yana olduğunu açıklayan partiler, halka/tabana yaslanmazlarsa, temsilcileri halkın seçimi yerine, yukarıdan atama yoluyla belirlenirse, halkın/çevrenin/doğanın sorunlarını yüreklerinde duyumsamazlar.. Ortalığı da, lider/merkez egemenliği kaplar.. Parti içi (halka/tabana dayanan) demokrasi olmazsa, ülkede de demokrasi olamaz.. Halkın sesi/dertleri dile getirilmez..Yalnızca, parti içi kişisel/grupsal çekişmeler ve ‘ben olayım’ kavga ve bencillikleri ile zaman yitirilir.. Sonuçta da, elden giden doğa/çevre/insan temel hak ve özgürlükleri...Yandaşların ülke yağması üzerinden palazlanmaya devam etmesi... Geleceği çalınan ve umutsuzlukla ilk olanaklarında ülke dışına kapağı atmak isteyen gençlerimiz...

Siyasi partiler bu durumdayken (sayıları az da olsa sesini duyurmaya çalışan yurtsever siyasetçileri bu kapsamdan ayrı tutarak), geriye kalan; yurtsever meslek odalarının, gerçek sivil toplum örgütlerinin ve vicdanlı insanlarımızın sesidir.. Halkımıza duyurulması gereken...
Kamusal/toplumsal sorumlulukları olan meslek odalarımızın öncelikli görevi, meslek alanlarında halkımızı aydınlatmaktır..görünmeyen gerçekleri gün yüzüne çıkarmaktır.. Aydın’daki Mühendis/Mimar Odaları şube ve temsilcilikleri ve Baro şubesi ise, aylardır (yerel basında ve bazen de ulusal basında gündemde olan) otoyol konusunda sessizlerdir...
Baro, sizin de yazdığınız gibi dava açamayabilirler, ancak konuyu inceleyip kamuoyuna usulsüzlükleri duyurabilir. (Yurtsever genç avukatlarımız ne güne durmaktadır?.. Sizin gibi yol gösterici ağabeyleri de varken..)

JES’ler gün gelir (halkta/çevreden yana bir yönetimin oluşmasıyla) çevreye zarar vermeyecek şekilde çalıştırılır yada kapatılır, doğa kendisini birkaç yılda toparlar.. Gün gelir, B. Menderes nehrinin, dereleri kirlenmesine karşı etkin önlemler alınır.. Nehirler, dereler kendilerini bir süre sonra yenilerler.. Ancak, ovalara hançer olacak otoyol settinin kaldırılması mümkün mü?.. Kaldırılabilse de, yok ettiği toprağın/doğanın yenilenmesi olası mı?... O nedenledir ki; bölgedeki meslek odalarının, gerçek sivil toplum örgütlerinin, geç olmadan halkı aydınlatması, ülkemize duyurması.. ‘burada doğa/çevre, geri dönülmez olarak yok ediliyor ey millet!..’ demesi gerekmez mi?.. Aydınların, yurtseverlerin, demokratların görevi (toplum binbir sıkıntısı altında önce duymazlıklan gelse de) gerçekleri, hak/özgürlük dışı uygulamaları, bugün birbirine koşut uygulanan toplumsal sömürü ve doğa yağması kurgularını/düzenini halkımıza duyurmaktır.. Bazen yalnız kalınsa da...Tarihsel süreç içinde ve uygarlık ırmağı önünde ‘doğruyu söyledik’ deme adına da!..

İlkeleriyle ayakta kalabilmişlerden, ‘78 kuşağı’ndan gelenlerden olarak; ülkemizden/halkımızdan yana doğruları söylemekten, yaşam ve meslek çevrelerimizde yurtseverlikten, insan temel hak ve özgürlüklerinden yana mücadelelerden geri durmadık...
Bizden önce bu ülkeye büyük emekleri olmuş büyüklerimizin ve bizim kuşakların yaşadığı acıları/ deneyimleri bilmeyen günümüz kuşaklarına, duruşumuzla/ yazılarımızla birşeyler anlatmaya çalışarak... Yurtseverlik sorumluluğumuzla, görev bilincimizle...

Yazımı sonlandırırken, yaşamlarını ülkemize/halkımıza/insanlığa adamış Deniz, Yusuf, İnan’ların ve mücadeleleri unutulmayacak nice Büyüklerimiz/Değerlerimizin anılarına... Başta Kurtuluş ve Kuruluş’un Yüce Önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Milli Mücadelenin Kuvvayı Milliye Yiğitlerine...Büyük Ozan Ruhi Su’dan seslenelim...
Doğamız/kültürlerimiz uykularda vurulmaktadır.. İnsanlarımızın uyanmasını umarak...
https://www.dailymotion.com/video/xezqb4 (linkin üzerine tıklanarak izlenebilir)

Sağlık esenlik dileklerimle,
Yürekten Saygılarımla,
müh. Serdar Karsu

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Serdar Karsu - 3 gün Önce

Serdar Bey, yazdıklarınıza katılmakla birlikte bir konuyu aydınlatmak zorundayım, Otoyol sorunu, çok bilinmeyenli bir denklem. Sözleşmenin metnini bilmiyoruz, Otoyol projesi kaç yıldır gündemde, her seçim öncesi ısıtılıp ortaya atılan bir seçim yatırımı gibi duruyordu. İhale yapılsın diye siyasiler, hatta sivil toplum örgütleri baskı da yaptı. İş ciddileşince ovaya ve doğaya vereceği zarar gündeme geldi. Güzergâhta buluna köylü, otoyolun geçmesinden yana. Ben kendi köyümden biliyorum geçtiği yerlerdeki arazi sulama kanalının geçmesi nedeniyle çoraklaşmış, ürün, hatta Okaliptüs bile yetişmeyen çorak bir bataklığa dönmüştü. Tarım yapılmayan arazilerinden kurtuldukları için sevinen köylüler var! Baro olarak bu konuya herkes gibi yeni vakıf olduk. Baro çevre konularında vatandaşın hep yanında olmuş, hukuksal destek sağlamıştır, sağlamaya, halkının yanında olmaya devam edecektir. Pandemi nedeniyle ve konu hakkında yeterli bili sahibi olmamamız, güzergâhtaki köylülerle temasa geçememiş olmamız nedeniyle basın açıklaması yapılmadı. Aydın Milletvekilleri ile temasa geçip yeterli bilgi ve belgeye ulaştığımızda resmi açıklama mutlaka yapılacak ve halkımız bilgilendirilecektir. Saygı ve sevgilerimle.

Serdar Karsu
Serdar Karsu - 3 gün Önce

Sayın Türkbay Ağabey tekrar merhaba,
8 MAYIS tarihli (önceki) yorumuma yazdığınız yanıtınızla ilgili olarak:

Öncelikle, yanıtınız için teşekkür ederim.

Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) / Yap İşlet Devret (YİD) Projelerinin Sözleşmeleri toplumumuza açıklanmamaktadır. ‘Ticari Sır’ denilmektedir. Bu tür projelerin sözleşmelerinin, sözleşme değerlerinin açıklanmamasına eleştiri olarak, basında (başta Sn. Çiğdem Toker olmak üzere) pekçok yazı çıkmıştır. Yalnızca, ihalelerden dışarıya sızan bilgiler topluma duyurulmuştur. Dolayısıyla, otoyol sözleşmesini Aydın milletvekillerinden alabilmeniz olası görünmemektedir.

İhalelerin ÇED raporlarına, acele kamulaştırma kararnamelerine, ihale duyurularına, (bölge SİT alanıysa) daha önce yayınlanmış SİT kararnamelerine ise, araştırmalar yapılarak ulaşılabilmektedir.
Aydın Paragraf İnternet Gazetesi’nin kapak sayfasında yer verilmekte olan ‘AYDIN DENİZLİ OTOYOLUNUN GÖRÜNMEYEN GERÇEKLERİ’ başlıklı yazımın içeriğinde, tüm bu belgelere (kolayca da erişilebilmesi için) linkli olarak yer verilmiştir.
https://www.aydinparagraf.com/yazarlar/aydin-denizli-otoyolunun-gorunmeyen-gercekleri-h10211.html

30 Mart 2021 tarihli, söz konusu yazımda:
2017 Nihai ÇED Raporunda, 2014’de gerçekleştirildiği yazılan Halk Toplantısının sınırlı bir çevreyle yapıldığı..projeden etkilenen halk kesimlerinin haberdar edilmediği..ÇED yönetmeliklerine göre, inşaatın yapılacağı yerin halka bildirilmesi/gösterilmesi gerektiği, ancak (şimdi olduğu gibi, o tarihte de) güzergahların geçeceği yerlerin belirsiz olduğu...Dolayısıyla da, ÇED sürecinin ilgili yönetmeliklere aykırı olduğu, geçersiz olduğu!... Aydın Ovasının B. Menderes Nehri tarafının 2017’deki Kararname ile Büyük Ova /SİT kapsamına alındığı.. Otoyolun (Aydın Ovasında) tasarlandığı bölgenin, SİT alanı olduğu!... Acele Kamulaştırma Kararnamesinin, kararnamedeki ‘vb’ sözcüğüyle ve de güzergahın nerelere konumlandırılacağının bildirilmeyerek ucunun açık olduğu..Bu Kararname ile ovada-dağda istenilen her yere el konulabileceği!... gibi bilgiler ve belgeler yer almaktadır.

Yazınızda belirttiğiniz, köylülerin otoyolu (çeşitli nedenlerle) isteyip istememeleri konusunda:
Otoyolun kapsama alanı içinde; Aydın’ın 9 ilçesinde 47 köy ve Denizli’nin 5 ilçesinde 27 köy olmak üzere, Aydın-Denizli arasında otoyoldan etkilenecek TAM 74 YERLEŞİM YERİ bulunmaktadır.. Bölgedeki yurttaşlarımızın, doğal olarak farklı görüşleri olabilir..
Ancak, güncel durum olarak; otoyolun dolgu vb çalışmalarına ilk aşamada (Denizli tarafından) başlanılan Pamukkale Ovasındaki, Sarayköy’deki, Duacılı’daki ve (Aydın ili tarafında) Buharkent’teki çiftçilerimizin, (meyve fidanlarının, sera alanlarının, incir ve zeytin ağaçlarının acımasızca boğazlanmasına karşı) dile getirdikleri yürek dağlayan yakınmaları bölgenin yerel basın haberlerinden okunabilir...
Üstelik, yerlerinin kamulaştırma bilgileri yurttaşlara verilmeksizin ve (değerinin çok altında saptandığı söylenen) kamulaştırma bedelleri de ödenmeksizin!..

Bir önemli konuyu da dile getirmek isterim: Bölgede geçimini tarımdan sağlayan yurttaşlarımızın görüşleri öncelikle çok önemlidir.. Ancak diğer bir yönüyle de; Denizli ve Aydın ovaları.. Büyük Menderes havzasının ovaları, dağları, yaylaları, ırmakları, zeytinlikleri, yaban yaşamı, özgün iklim özellikleri ile, kısacası DOĞASI, TARİHİ, ÖZGÜNLÜĞÜ ile, ülkemizin ve küremizin tarihsel kalıtı (mirası) konumdadır... Dolayısıyla da, doğa/çevre/tarih ve bölgedeki insan yaşam/geçim döngülerine duyarlı tüm yurttaşlarımızın, bölgenin geri dönülmez hasara uğratılması konusunda söz söyleme, doğayı/çevreyi koruma ve otoyol vb saldırıları eleştirme hakları bulunmaktadır...
Konu, bölgeselliğinin de ötesinde, yurdumuzun değerlerinin/doğasının korunmasıdır.. Rize İkizdere’deki, Kaz Dağlarındaki, Çal Dağındaki vb doğa kıyımlarına, yurtseverlerin karşı olması gibi...

Bağımsız kimlik ve tüzel kişilikte olan Barolarımızın (Aydın Barosunun), bir açıklama yapabilmek için bölgenin milletvekillerinden gelecek belgeleri beklemesine de (o da gelebilirse tabii..) izninizle, bir halk deyimiyle ‘Yandı gülüm keten helva..’ diyelim...
Sağlık esenlik dileklerimle ve Saygılarımla,
müh. Serdar Karsu

İsmet Bozkurt
İsmet Bozkurt - 1 hafta Önce

Doğa ve çevre duyarlılığınızı yürekten kutluyorum. Keşke ülkede konuya duyarlı sizin gibi değerli insanların belirleyici noktalara gelmesi ülkenin geleceği bağlamında çok önemlidir. Emeğine yüreğine kalemine sağlık

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @İsmet Bozkurt - 1 hafta Önce

Değerli yorumun için teşekkür ederim. Gözünü para hırsı bürümüş, devlet gücünden yararlanan bazı kişiler doğayı ve doğayı savunan insanı yok sayarak keselerini doldurma peşindeler. doğa yok olduğunda paranın onları kurtarmayacağının farkında bile değiller. Yazık…

Mehmet Er
Mehmet Er - 5 gün Önce

Ba m
makalenin altına imzamı atıyorum.Ama yazıdada KAPİTALİST ülkelerin birşeyler yapacaklarına da inanmıyorum.Gelecekte çocuklarımız ve torunlarımız bizleri affetmiyeceklerdir.Dünyanın sonu yavaş yavaş gelmekte fakat siyasiler paranın esiri olduklarından gelen felaketi görmek istemektedirler.Çok yazık.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Mehmet Er - 5 gün Önce

Sayın Mehmet Er, yorumunuz için çok teşekkür ederim. Dünyayı bu hale kapitalist ülkeler getirdi. Doğayla dost olmayan teknolojiler üretti, doğayı paraya dönüştürecek meta olarak gördü. Bilim insanları geri, dönülmez noktaya on yıllık süre kaldı diye yırtınıyor, onlar Co2 ve sera gazlarını 2050 yılında sıfırlayacağız diyorlar. İnsanları oyalıyorlar. İlk kez Rio sözleşmesinde Co2 ve sera gazlarının sınırlandırılması, durdurulması gündeme getirildi. Paris anlaşması imzalandı sonuç ortada, bir arpa boyu yol alınamadı. Gücü elinde bulunduran devletlerin iklim, krizi, açlık, çölleşme gibi sorunların üstesinden gelme yetenekleri ve niyetleri yok. Biz uyarıyoruz., sesimizi duymasalar, duymak istemeseler de uyarmaya devam edeceğiz.

Rauf değirmenci
Rauf değirmenci - 4 gün Önce

İnsanlar bencillik içinde davranış göstermekte ve dünyanın yaşamına çok büyük zararı olacaktır. Selamlar.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Rauf değirmenci - 4 gün Önce

Yorumunuz için teşekkür ederim, hazırcı bir milletiz yapacak bir şey yok, uyandırmak için her çareye başvuruyoruz.

Ahmet Hekimoğlu
Ahmet Hekimoğlu - 3 gün Önce

Teşekkürler. İnsanlığın hızla kötüye gidişinde zamanın daraldığını ve önlenemeyen felaketler yaşanmakta olduğunu tespit etmişsiniz. Çözüm de yönetenlerden değil, bu gidişin en fazla mağduru olanlardan, felaketi bizzat en koyu şekilde yaşayanlardan, kendi kaderine el koyarak sahip çıkarak gelecektir. Ancak farkındalıkla kendi kaderine sahip çıkma, el koyma bilincine sahip olması da şart bunun için. Yazınızda da bahsettiğiniz gibi aksi takdirde kendi sonunu da getireceğini bile bile doğa ve çevrenin yok edilmesine göz yummak bir yana katkı bile sunabiliyoruz. İnsana lazım olan,yüksek farkındalık ve bilinç öncelikle..Bu yazınız ve çabalarınız da bu farkındalığa vesile olur inşAllah. Selamlar, saygılar.

İsmail Türkbay
İsmail Türkbay @Ahmet Hekimoğlu - 3 gün Önce

Sayın Ahmet Hekimoğlu, değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Yorumunuzda belirttiğiniz gibi, iklim krizi sonucu yaşadığımız felaketleri önlemek için dünya devletlerini yönetenlerin hiç bir çabası yok! Onlar başka dünyada yaşıyorlar gibi. Kuraklık, ısı artışı, hortumlar, seller hepimizi, bütün canlıları etkilenmektedir. Yazımda belirttiğim gibi, bilim insanlarının öngörüsü liderlerce kabul görmüyor. Böyle giderse içecek su sıkıntısı ortaya çıkacak. Halkımız bilinçlenerek, havasına, suyuna, toprağına sahip çıkmalı, korumalıdır. Sevgi ve saygılarımla.


banner149